


İstanbul’da 4 yıl çalıştım. Zorlu çalışma sınavlarımın arasında hiç unutmadığım bir kaç olay aynı gün içerisinde meydana gelebileceğini kim söyleye bilirdi.
Sabah simit alıp karakola gelmiş bir yudum çaydan yudumladıktan sonra acı acı çalan telefon sesi simiti boğazımda kalmasını başardı. Telefonda ki haber merkezinde görevli bir personeldi. Telefonun diğer ucundan anlatmaya çalıştığı şey Tarabya sahilinde bir mendirekte ceset bulunduğu.
Hemen bota atlayıp hızla intikal ettik. Kısa bir süre sonra gelmiş bulunduk. Olay yerinde midyeci teknesi vardı. Tekne üstünde ağlayan bir dalgıç vardı. Botumuzu, tekne üstüne sancak taraftan aborda olup motorları stop ettim. Tekne üstüne çıktığımızda haber merkezine olay yerine geldiğimizin bilgisini verip, çantamızdan çıkardığımız bilgi alma tutanağını hazırladık.
Ağlayan dalgıçın anlattıkları şöyle idi. ”Komutanım sabah 5 gibi evden çıktık rutin midye avcılığı yapmak için, biliyoruz ki midye avcılığı mendireklerde yasak ama bir an önce işimizi bitirelim diye buraya geldik. Ben daldım. Bir süre midye topladım. Ardından arkama bir şeyin çarptığını hissettim balık diye düşündüm bakmadım. Daha sonra çarpma hissiyatından ziyade arkadan bir şeyin olduğunu düşündüğüm için dönüp bakayım dedim. Olmayan gözleri ile bana bakan bir adam vardı kendimi korkudan nasıl dışarı attığımı bilmiyorum. Vurgun yiyeceğimi düşündüm şükür iyiyim ama” dedi, bilgi almanın imzaları tamamlanınca, dalgıç arkadaşlar suya daldılar.
Savcı aranıp bilgi verildi. Ceset çıkarılacak olay veri ve ben gelip bir bakayım dedi. Cesetti bulan dalgıçlar su yüzüne çıkardı. İnsanların meraklı bakışları üzerine işimizi daha rahat yapabilmek için polislerden yardım istedik kısa sürede mevkiye gelen polisler etrafta meraklı olan vatandaşları uzaklaştırdı.
Dalgıçlar, cesetin kaygan olduğunu çıkarmanın zor olacağını söyledi. Bizde bir ağ yardımı ile çıkardık. Su yüzüne çıkan cesetin kokusu etrafa yayıldıkça öğüren vatandaşlar dikkatimi çekti. Ceset torbasının hemen üstüne yerleştirip savcının gelmesini bekledik. Cesetin mavi bir hırkası vardı.
Siyah kot pantolonu, dudakları patlak gibi yada yarıktı. Yaklaşık bir aydır burada olduğunu düşünüyorum. Cildi kayganlaşmaya başlamış. Gözleri sanki balıklar tarafından yenmiş gibiydi. Kokusu evrende karşılaşmayacak kadar kötü kokuyordu.
Kısa süre sonra savcı geldi olay yeri görevlerini icra ettikten sonra savcı olayı Tarabya polis amirliğine devretti. Otopsi raporundan sonra intihar mı yoksa cinayet mi olduğu oraya çıkacaktı…
Haber merkezine durumu anlatıp geri intikal için müsaade istedik. Dönüş için talip gelir gelmez yol verdim. Motorlara, denizi köpürtmemiz ile olay yerinden ayrılmamız bir oldu. İkinci köprüyü ulaşmıştık. Hızla ilerlerken telefon çaldı aryan harekat merkezi idi. İkinci köprüden bir şahsın atladığı ihbarı gelmişti.
Hemen geri dönüp yakınlarında olduğum için olay yerine gelmiştim. Kanal 16’dan anons yapan Türk Radyodu. Deniz trafiği kapatıldığına ilişkin duruyu yapıyordu. Botun baş tarafında ki personelimizden biri iskele tarafta bir şeyin olduğunu söyledi.
Hemen kontrol etmek için sürat verdim. İlerledikçe gözlerim büyüyordu karşımızda duran bir bedendi. Video kaydı alarak almak en doğrusu olacaktı. Botun arkasına ceset torbası serip zorda olsa aldık.
Denizden çıkardığımız kişi bir kadındı acıdan mı korkudan mı bilmiyorum. Çenesi kasılmış bir vaziyette idi. Gözleri açık kapatmak için ne kadar uğraşsakta kapanmadı. Bir ayağı eksikti sırtında büyük bir yarık vardı.
Anladığım kadarı ile atladığı anda üstünden gemi geçmişti. Gözcülerden birinin bir tespiti daha vardı gittiğimizde ayağı da bulup almıştık. Savcının Beşiktaş iskelesine yanaş emri ile yanaşıp aynı şekilde polisler tarafından etrafta ki meraklı vatandaşlardan uzak tutmaya çalıştık bu görüntüyü.
İskeleye çıkardığımızda martıların kan kokusunu acizliğine uğradık. Ceseti parçalamaya yemeye çalışsalarda bir şekilde uzaklaştırmayı başardık.
Savcı olay yeri ile gelip baktı inceledi. Büyük ihtimalle intihar dedi. Yinede incelensin otopside dedi. Olay bu seferde Beşiktaş karakoluna verildi. Bize verilmemesinin tek nedeninin kara birliğimizin olmayışı diye düşündüm olay yerinden ayrıldım.
Sizce bu iki olay bir ihmal(intihar) mi? Yoksa cinayet mi?