Ed Gein: “Plainfield Kasabı”ın Karanlık Hikâyesi
Erken Yaşamı ve Ailesi
Ed Gein, 27 Ağustos 1906’da Wisconsin’in La Crosse County bölgesinde doğdu. Babası George Philip Gein marangozluk, çiftçilik ve şoförlük yaparken annesi Augusta, dindar ve otoriter bir kadındı. Aile, Ed’i ve ağabeyi Henry’i insanlardan ve özellikle kadınlardan uzak büyütmeyi tercih etti. Augusta’nın dinî inancı, dünyanın günahkâr olduğu ve kadınların “şeytanın aracıları” olduğu yönündeydi. Bu yetiştirme tarzı, Ed Gein’in ilerleyen yaşlardaki davranışlarının temellerini oluşturdu.
Augusta, oğullarını İncil’den ölüm, cinayet ve ilahi ceza içeren pasajlarla korkutup itaat ettirirdi. Ed, annesini idealize ediyor ve takıntı derecesinde ona bağlıydı. Aile 155 dönümlük bir çiftlikte izole bir hayat sürmeyi başladı ve Augusta, Ed ve Henry’nin dış dünya ile etkileşimini minimumda tutuyordu.
Gizemli Kayboluşlar ve Suçların Ortaya Çıkışı
1944 yılında Gein kardeşler çiftlikte yangın çıkaran bitki örtüsünü yakarken Henry gizemli bir şekilde hayatını kaybetti. Ed, polise kardeşinin kaybolduğunu bildirdikten sonra cesedi kendisi buldu; Henry’nin başında morluklar olmasına rağmen ölüm “kaza” olarak kaydedildi. Bu olay, Ed’in ilk cinayet şüpesi olarak görülse de kesin kanıt bulunamadı.
1950’li yıllara gelindiğinde Ed’in garip alışkanlıkları dikkat çekmeye başladı. 1954’te Mary Hogan adlı meyhaneci ortadan kayboldu ve 1957’de Plainfield’da bir hırdavat dükkânı sahibi olan Bernice Worden’in kaybolmasıyla polis Ed’in çiftliğine baskın yaptı. Yetkililer, evin içini araştırırken duvarlarda ve mobilyalarda insan derisinden yapılmış maskeler, koltuk döşemeleri, kemiklerden yapılmış ev eşyaları ve korkunç bir “kadın elbisesi” buldu. Ed Gein, Worden’i öldürdüğünü ve cesetlerin çoğunu mezar kazıp çıkardığını itiraf etti; Mary Hogan’ın başı da evde bulundu.
Suçların Psikolojik Dinamikleri
Ed Gein’in suçları, sıradan bir seri katil psikolojisinden çok farklıydı. O, çoğu cesedi mezarlıklardan çıkarıp derilerinden eşyalar yapan bir beden hırsızıydı. İtiraflarına göre, mezarları gece vakti ziyaret eder, bazen kendine gelip hiçbir şey almadan geri dönerdi. Ancak yaklaşık on kez mezar kazarak orta yaşlı kadın cesetlerini eve getirdi ve derilerini tabaklayarak ev eşyaları ve giysiler üretti. Bu, annesine duyduğu saplantının bir yansımasıydı; annesini tekrar “canlandırmak” için bir kadın kostü̈mu yaparak onun kılığına girmek istiyordu.
Gein’in travmatik çocukluğu, annesinin katı dini dogmaları ve annesiyle sağlıksız bağlanması onun zihinsel sağlığını derinden etkiledi. Mahkemede, şizofreni teşhisi kondu ve “akıl hastalığı” gerekçesiyle suçlu bulunmadı. Bu, onu geleneksel bir seri katilden ayıran bir unsurdur; Ed Gein’in kişiliğinde annesiyle özdeşleşme, cinsel kimlik karmaşası ve gerçeklikle bağ kopukluğu gibi unsurlar hâkimdir.
Tutuklanma ve Yargı Sücreci
Bernice Worden’in kayboluşu ücrine yapılan soruşturmada polis, Gein’in hırdavat dükkânından antifriz aldığına dair fişi buldu ve onu gözaltına aldı. Çiftlikte yapılan aramada bulunan dehşet verici kanıtlar nedeniyle Ed Gein tutuklandı. İlk sorgusunda işlediği suçları kabullendi fakat polis şidditi nedeniyle ifadesi geçersiz sayıldı.
1957’de yargılanan Gein, akıl sağlığının yerinde olmadığı gerekçesiyle ilk etapta mahkemeye çıkmadı ve Waupun’daki Central State Hastanesi’ne gönderildi. 1968’de mahkeme onun yargılanmaya uygun olduğuna karar verdi ve Bernice Worden cinayetinden suçlu bulundu, ancak “akıl hastalığı” nedeniyle cezaevine değil, Mendota Akıl Sağlığı Enstitüsü’ne gönderildi. Gein, hayatının geri kalanını burada geçirdi ve 26 Temmuz 1984’te solunum yetmezliği ve kanser nedeniyle 77 yaşında hayatını kaybetti.
Mirası ve Popüler Kültüre Etkisi
Ed Gein’in işlediği suçlar, 20. yüzyılın en sarsıcı vakalarından biridir. Mezarlardan çıkardığı cesetleri parçalayıp insan derisinden ürünler yapması, medyanın ve halkın dehşet içinde kalmasına yol açtı. Cinayetlerinin sayısı iki ile sınırlı olsa da mezar soygunu ve cesetlerle yaptığı ritüeller, onu popüler kültürde “Plainfield Kasabı” ve “Plainfield Gulyabanisi” lakaplıyla anılmasına neden oldu.
Gein’in hikâyesi sinema ve edebiyatta büyük yankı buldu. Alfred Hitchcock’un “Psycho” filmi, Thomas Harris’in “Kuzuların Sessizliği” romanından uyarlanan film ve Tobe Hooper’ın “Teksas Katliamı” (Texas Chain Saw Massacre) gibi yapımlar Ed Gein’den ilham aldı. Bu filmlerdeki Norman Bates, Buffalo Bill ve Leatherface karakterleri, Gein’in annesine takıntısı ve insan derisinden giysi yapma saplantısını yansıtır.
Mezarlık Skandalları ve Mezarının Akıbeti
1984’te ölen Gein, Plainfield mezarlığında ailesinin yanına gömüldü. Ancak suçlarının ünü arttıkça mezarı bir tür turistik ziyaret mekânına dönüştü. Hayranlar ve meraklılar, mezar taşını parçalamaya ve hatıra toplamaya başladı. 2000 yılında Ed Gein’in mezar taşı tamamen çalındı ve yetkililer tarafından geri getirildikten sonra tekrar yerine konmadı; mezar şu an işaretsizdir. Bu olay, suç meraklılarının yarattığı kültürün nasıl tehlikeli boyutlara ulaşabildiğinin de bir göstergesi olarak görülür.
Psikoloji ve Kriminoloji Açısından Önemi
Kriminologlar, Ed Gein’in vakasını necrofilik davranış, beden hırsızlığı ve annesine yönelik takıntı açısından inceler. Gein sadece iki cinayet işlemesine rağmen, korkunç ve tuhaf ritüelleri nedeniyle “seri katil” olarak anılır. Bazı uzmanlar ise onu geleneksel anlamda seri katil olarak nitelendirmekten kaçınır; zira cinayetleri “seri” bir örüntü izlememekte ve davranışlarının temelinde psikoz vardır.
Ed Gein’in dosyası, mezar soygunları ve necrofiliyi içeren suçların psikolojik motivasyonlarını anlamak için bir örnek olmuştur. Ayrıca, suç yerlerinin medyada nasıl ele alındığını ve toplumun bu tür vakalara olan takıntısını da gözler önüne serer. Gein’in evi yakıldıktan sonra insanlar eşyalarını bir sirk malzemesi gibi sergilemeye çalışmış; arabası bile bir panayırda ücret karşılığında sergilenmiştir.
Ed Gein’in hikâyesi, aile içi izolasyon, dinî fanatizm ve akıl hastalığının nasıl korkunç sonuçlara yol açabileceğini gösteren bir vakadır. O, çocukluk travmaları ve annesine duyduğu saplantı nedeniyle mezar hırsızlığı ve cinayetlere yönelmiştir. Yaptıkları, popüler kültürdeki en tanınmış korku karakterlerine ilham vermiş ve kriminoloji literatüründe önemli bir çalışma konusu olmuştur.
Bu vakadan çıkarılacak dersler arasında, akıl sağlığı problemlerinin erken teşhisinin önemi ve aile içi zorbalığın birey psikolojisi üzerindeki etkileri bulunmaktadır. Ayrıca, medyanın suç hikâyelerini nasıl şekillendirdiği ve toplumun bunlara gösterdiği yoğun ilginin etik sınırları da yeniden tartışmaya açılmıştır. Ed Gein, iki cinayet işlemiş olsa da işlediği mezar soygunları ve yaptığı eşyalar nedeniyle hiçbir zaman unutulmayacak ve “Plainfield Kasabı” olarak anılmaya devam edecektir.