

10 Ağustos 2019 sabahı, New York’taki Metropolitan Düzeltme Merkezi’nde görevliler rutin kontrol sırasında Jeffrey Epstein’ı hücresinde ölü buldu. Resmi açıklama “intihar” dedi, ama dünya inanmadı. Güvenlik kameralarının arızalanması, gardiyanların uyuması, boyun kırığı izleri… Milyarder bir finans adamının, dünyanın en güçlü isimlerinin sırlarını taşıyan birinin, tam da yargılanmayı beklediği sırada “kendi canına kıyması” çok fazla soruyu beraberinde getirdi. Epstein dosyaları, bu karanlık hikayenin yalnızca yüzeyini gösteren buzdağının görünen kısmıydı.

İçindekiler
ToggleJeffrey Epstein, Brooklyn doğumlu mütevazı bir ailenin çocuğuydu. Okul öğretmenliğinden Wall Street’e uzanan alışılmadık bir kariyer çizgisi çizerek zamanla dünyanın en zengin insanlarına özel finans danışmanlığı yapar hale geldi. 1980’lerde Bear Stearns’ta çalışmaya başladı, ardından kendi şirketini kurarak devlet başkanlarından teknoloji milyarderlerine uzanan geniş bir müşteri portföyü oluşturdu. Ölümünden önce servetinin bir milyar doları aştığı tahmin ediliyordu. Manhattan’daki yedi katlı tarihi konağı, Palm Beach’teki sarayı andıran malikanesi ve New Mexico’daki geniş çiftliği Epstein’ın sürdürdüğü lüks yaşam tarzını yansıtıyordu. Ancak bu görkemli görünümün altında dehşet verici bir gerçek yatıyordu.
Epstein’ın Florida malikanesinde, New York’taki şehir konağında ve Karayipler’deki özel adasında reşit olmayan kız çocuklarının cinsel istismara uğratıldığı zamanla ortaya çıktı. 14 yaşında kız çocuklarının bile dahil olduğu bu ağ, yıllarca güç ve para kalkanının arkasına gizlenerek varlığını sürdürdü. 2005 yılında Florida’da başlayan soruşturma, kamuoyunun “saygın bir iş insanı” olarak tanıdığı Epstein’ın gerçek yüzünü gün yüzüne çıkardı. Genç kızlar, “para karşılığı masaj” bahanesiyle Epstein’ın mülklerine çekiliyor; orada sistematik bir şekilde istismara uğratılıyordu.
Epstein tek başına böyle kapsamlı bir istismar düzeni kuramazdı. Onun sağ kolu ve eski sevgilisi İngiliz sosyetesi Ghislaine Maxwell, bu organizasyonun en kritik figürüydü. Maxwell, eski İngiliz medya patronu Robert Maxwell’in kızıydı ve sosyal çevresi son derece genişti. Bu geniş sosyal ağ sayesinde güçlü isimlere kolayca erişimi olan Maxwell, kurbanları ağa çekmek için sistematik psikolojik manipülasyon taktiklerine başvuruyordu. Genç kızlara bir abla edasıyla yaklaşıyor, yetişkinler arasındaki “normal ilişkileri” anlatan konuşmalar yapıyor, zamanla onları her türlü istismara hazır hale getiriyordu.
Tanıkların ifadeleri, Maxwell’in kurbanları Epstein’a nasıl sunduğunu ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Reşit olmayan Annie Farmer, Epstein’ın New Mexico’daki çiftliğinde Maxwell’in kendisine masaj yaptırdığını ve ardından Epstein’a nasıl hizmet etmesi gerektiğini “normalleştirdiğini” ifade etti. Tanıklar Maxwell’in havuz başında oturup kızlara Epstein’ın isteklerine boyun eğmelerini doğal karşılatmaya çalıştığını anlattı. Maxwell 2020 yılında FBI tarafından tutuklandı. Uzun süren yargılama sonucunda insan ticareti ve cinsel istismar suçlarından 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hâlâ cezasını çekiyor ve temyiz başvurusu sürüyor.

Karayipler’deki ABD Virjin Adaları yakınlarında yer alan 29 hektarlık Little St. James, Epstein’ın en çok gündeme gelen mülklerinden biriydi. Kurbanlar buraya, sonradan “Lolita Express” olarak anılan Epstein’ın özel jeti ile taşınıyordu. Adada konuşlandırılmış mavi-beyaz çizgili tapınak benzeri yapı, güneş panelleri, helipad ve çeşitli misafir villaları bulunuyordu. Özellikle gizemli tapınak yapısı ve bodrum katlara ait anlatımlar kamuoyunun merakını derinden körükledi. Adanın tam mimari planı ve kullanım amacı hâlâ tam anlamıyla netleşmiş değil.

Epstein’ın özel jeti ile adaya taşınan kişilerin listesi, dünyanın dört bir yanındaki güçlü isimleri kapsıyordu. Siyasetçiler, kraliyet ailesi mensupları, teknoloji girişimcileri ve tanınmış akademisyenler bu adaya ziyarette bulundu. Uçuş logları mahkeme kararıyla kamuoyuna açıklandığında tüm dünyada yankı uyandırdı. Yolculukların tam içeriği ve ne tür faaliyetlerin yaşandığı ise hâlâ netlik kazanmış değil.

2008 yılında Epstein’ın Florida savcılığıyla yaptığı gizli anlaşma, sonradan kamuoyunda büyük öfkeye neden oldu. Federal suçlamalar tamamen düşürüldü; Epstein yalnızca 18 ay yerel hapishane cezası aldı ve bu sürede günde altı saat iş yerine çıkmasına bile izin verildi. Üstelik bu anlaşma kapsamında olası suç ortaklarına da dokunulmazlık sağlandı; yani istismar düzenini bilen veya kolaylaştıran herkes yasal güvenceye kavuşturuldu. Kurbanlar ise mahkeme sürecinin dışında bırakıldı; haklarında yürütülen gizli müzakereden haberdar bile edilmedi.
Yıllar sonra o dönemin savcısı Alexander Acosta, Trump kabinesine girerken dikkat çekici bir açıklama yaptı: Epstein’a dokunmaması gerektiğinin kendisine söylendiğini ve Epstein’ın “istihbarata ait biri” olduğunu ima etti. Bu ifade kamuoyunda bomba etkisi yarattı. Epstein’ın devlet istihbaratlarıyla olası bağlantısı, ağını neden bu kadar uzun süre koruyabildiğine dair ciddi soru işaretleri doğurdu. Bazı araştırmacılara göre Epstein, güçlü isimleri tuzağa düşürüp onların sırlarını belgelemiş ve bu bilgileri kendini koruma kalkanı olarak kullanmıştı.
Epstein’ın ölümünün ardından açılan sivil davalar, mahkeme kararıyla gizliliği kaldırılan yüz binlerce sayfalık belgeye kapı araladı. 2024 yılında kamuoyuyla paylaşılan Epstein dosyaları yüzlerce ismi gündeme taşıdı. Dosyalarda anılan kişilerin büyük çoğunluğu suçlamaları reddetti; bir kısmının olaylara doğrudan dahil olmadığı görüldü. Ancak isimlerin bu dosyalarda yer alması bile, ağın ne kadar geniş ve derinden köklü çevrelere uzandığını çarpıcı biçimde gözler önüne serdi.
Fransız model ajansı sahibi Jean-Luc Brunel de Epstein’ın çevresindeki kritik isimlerden biriydi. Epstein’a Avrupa’dan genç modeller yönlendirdiği iddia edilen Brunel, 2020’de Fransa’da tutuklandı. Ancak Şubat 2022’de Paris’teki cezaevinde hücresinde ölü bulundu. Yetkililer intihar dedi. Epstein davasındaki bir diğer kilit tanığın da aynı şekilde cezaevinde hayatını kaybetmesi, kamuoyunda derin şüpheler uyandırdı. Kimi araştırmacılara göre bu ölümler tesadüf değil, sistematik bir susturma mekanizmasının parçasıydı.
Epstein davası, güç ve paranın yargı sistemini nasıl felç edebileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Onlarca kurban yıllarca sessiz kalmak zorunda bırakıldı; hukuki engeller, tehditlere ve anlaşmalara dayalı susturma mekanizmaları bu süreci mümkün kıldı. Maxwell’in mahkûmiyeti belirli bir adalet sağlasa da ağın asıl koruyucularına ilişkin sorular yanıtsız kalmaya devam ediyor. Dosyaların tam anlamıyla kamuoyuna açılması için basın kuruluşları ve insan hakları örgütleri yargısal baskıyı sürdürüyor. Kurbanların hesap sorma çabası ise onlarca yıllık sessizliğin ardından nihayet ses getirmeye başlıyor.
Epstein’ın o gece gerçekten kendi canına kıyıp kıymadığı sorusu muhtemelen hiçbir zaman kesin yanıt bulmayacak. Ama bu davanın en önemli dersi şu: Para ve iktidar, adalet önünde hesap vermekten ne kadar uzun süre kaçınabilir? Soruşturmacı gazeteciler, insan hakları aktivistleri ve kurban avukatları bu sorunun peşini bırakmıyor. Epstein örneği, hesap verebilirlik mekanizmalarının güç karşısında ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sererken daha adil ve şeffaf bir yargı sistemine duyulan ihtiyacı da bir kez daha hatırlatıyor.
Bu yazı, aşağıdaki YouTube videomuza dayanmaktadır:
▶ Jeffrey Epstein — Gizemli Ölüm, Gizli Dosyalar ve Kirli Bağlantılar — YouTube’da İzle