

Merhabalar! Bugün sizlere seri katil romanlarını çok sevenlerin bayılacağı bir kitaptan bahsedeceğim; Tess Geritesen’ın Cerrah kitabı. Özellikle tıbbi olaylara aşina olanların hiç zorlanmayacağı bir anlatıma sahip olduğunu belirterek başlayayım ancak benim gibi tıp bilimiyle hiç ilgisi ve bu konuda hiç bilgisi olmayanları da atlamış değil yazarımız.

Kitabın adından da anlaşılacağı gibi katilimiz bir cerrah. Polislerin ona verdiği isim de ‘’Cerrah’’. Tess Geritssen doktor olmasının da getirisiyle tüm tıbbi işlemleri kavramlarla detaylıca anlatıyor, terimlere uzak olanlar için de sayfanın altında açıklamasını bulundurmuş. Böylece kahramanlarımız yaşadıklarını gözlerimizin önüne getirmiş oluyor.
Boston Cinayet Masası’nda çalışan Jane Rizzoli ve Thomas Moore birbiri hakkında düşünceleri netleşmemiş iki ortak dedektif. Önlerinde yıllar önce ölmüş seri katil Andrew Capra’nın, polislerin ona verdiği isimle Cerrah’ın cinayetleri ile birebir örtüşen cinayetler silsilesi bulunuyor.
Cerrah olarak bize tanıtılan Andrew Capra Atlanta Emory Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan bir doktordur. Bu karakter bana seri katillerin nasıl gündelik hayatta var olabildiklerini, hatta insan hayatını kutsal sayan meslekte bile yer alabildiklerini öğretti. Aynı zamanda bu kitapta kadınların birçok toplumda gelişmemiş zihniyetler yüzünden maruz kaldıkları zorlukları gördüm, yeri gelince bu konuya tekrar değineceğim. Sizlere kısaca Andrew Capra’dan bahsetmem gerekirse ilk cinayetini Atlanta’da Dora Ciccona adındaki bir kadını katlederek işliyor. Dora’nın cansız bedeni çıplak, naylon iple yatağına bağlanmış, rahmi çıkarılmış ve boynu kesilmiş bir biçimde bulunuyor. Dora Ciccona cinayetini; Lisa Fox, Ruth Voorhees, Jennifer Terregrossa izliyor. Bu cinayetlerde de tüm kadınlar aynnı şekilde yatağa bağlanmış0 boğazı kesilmiş ve rahmi çıkarılmış bir vaziyette bulunuyor. Yani katilimiz yalnızca öldürmekle kalmıyor aynı zamanda mağdurlarının kadın doğasını da yok ediyor. Tüm cinayetler silsilesi boyunca Andrew Capra doktorluk yapmaya devam ediyor. Düşünün bir yandan hayat kurtaran bir yandan da hayatları sonlandıran biri var karşımızda. Anlamlandırması ve zihnimizde konumlandırması çok zor bir karakterle karşı karşıyayız. Andrew ile aynı hastanede çalışan Catherine Cordell’in Andrew’in sıradaki hedefi olması işler beklenmedik şekilde değişiyor. Andrew Capra bu sefer başarılı olamıyor, Catherine Cordell onun elinden kurtulup onu öldürmeyi başarıyor.
Catherine Cordell yaşadığı bu korkunç olay sonrasında toparlanması güç de olsa kendine yeniden bir hayat inşa etmeye çalışan bir kadın olarak bizimle kitap boyunca. Ancak bu karakterin başına gelenlerle beraber görüyoruz ki kadınlar ne yapsa birilerini rahatsız edebiliyor. Çünkü yıkılmamış, ayakta duran güçlü bir kadın figürü birçok toplumda hastalıklı zihniyetlerin başlıca rahatsızlık sebebidir. Catherine Andrew’in öldüğünü düşünerek yeni hayatında var olmaya çabalarken dedektiflerimizle karşılaşıyor. Yeni bir kadın cinayeti; Elena Ortis… Aynı yöntemle öldürülen, diğer cinayetlerle birebir aynı olan bir ölüm. Arkasından Diana Sterling ve Nina Peyton geliyor. Tüm bu kadınların ortak noktası daha önce cinsel saldırıya uğramış olması. Katil, hırpalanmış ve mağdur kadınları hedef haline getiriyor ve her yeni hedefinde Catherine Cordell’e mesajlar gönderiyor. Andrew Capra ölmemiş miydi, bir ortağı mı vardı yoksa sadece bir seri katile özenen başka bir seri katille mi karşı karşıyayız?
Çok sürükleyici, ustaca kurgulanmış bir polisiye kitabıydı. Yazımızn başında da belirttiğin üzere yazarın doktor olmasının artısı kendini gösteriyor. Cesetlerin üzerindeki ölüm soğukluğunu, kan damlalarını teninizde hissettiren bir romandı benim için. Tıbbi polisiye gerilim sevenlerin çok beğeneceğini düşünüyorum. Bir kadın olarak kitaba bir dipnot eklemem gerekirse kitapta maktul kadınların hiçbiri -Nina Peyton hariç- yaşadığı cinsel saldırı suçunu herhangi bir yere bildirmemiş, hatta ailelerine bile bahsetmemişler. Cinsel saldırı suçu başlı başına travmatik bir durumken kimseye bahsetmeden sağlık desteği bile almadan bu durumu atlatmanın ne kadar zor olduğunu hayal edemiyorum.
Bir kadın ve bir hukukçu olarak belirtmeliyim ki bizler bu durumlara ses çıkarmaz isek failler toplumda serbestçe hareket eder. Özellikle bizim toplumumuzdaki gibi erkek egemen toplumlarda bu suça, suçlulara karşı ses çıkarmanın direnmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum, ancak hem bireysel iyileşme hem de toplumsal iyileşme için biz kadınların dik durması, pes etmeden hayata tutunması gerekiyor, bizlerin hiçbir şekilde bu suça sebebiyet vermediğini adalet sisteminin bu şekilde işlemediğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Herkesin mutlu, huzurlu ve bol kitaplı günler geçirmesini diliyorum, bir sonraki kitapta görüşmek üzere!