

Bir seri katil düşünün, böyle teknolojik zamanlarda ev ev gezip cinayet işleyebiliyor. Hem de bu cinayetleri kasap dükkanında satmak için hayvan çalarken işliyor. İşte Mehmet Ali Çayıroğlu tam da böyle bir seri katildi. İşlediği suçlara verdiği kaza süsüyle 2018 yılında Ordu şehrinin üzerine kara bulut gibi çökmüştü. İnsanlar nasıl bu kadar fazla kazanın yaşandığını düşünüyordu. Sanki üzerlerinde gezen bir kötülük vardı.
Bilinene göre her şey 8 Nisan 2018 günü başladı. Dursun Kurt, Ormancık köyündeki evinde yalnız yaşıyordu. Bir hayvanları vardı bir de kendisi. 70 yaşındaki adam kendi halinde sıradan bir hayat yaşıyordu. Durduk yere başına bir iş geleceğini hiç düşünmemişti bile. O günün gece saatleri geldiğinde her yer kapkaranlık olmuştu. Dursun’un etrafındaki iki ev o tarihlerde boştu. Bazı köy sakinleri kışın şehre gidiyor yazın tekrar köye geliyordu. Her yer o kadar sessizdi ki çıt çıksa duyulabilirdi. Karanlığın içinden beyaz, açık kasalı bir kamyon motor gürültüsüyle ve farlarıyla bu sessizliği bozmuştu. Dursun, sesi duyunca cama doğru baktı. Katil aracından inmiş eve doğru yürüyordu. Ev sahibi geleni görünce kim olduğunu hemen anladı. Daha önce hayvan pazarlığı için görüşmüşlerdi. Davetsiz misafir ve ev sahibi arasında o saatten sonra her ne geçtiyse ahırdan ve evden dumanlar yükselmeye başladı. Alevler kısa sürede her yeri sarmıştı. Yangının şiddeti gittikçe artınca evin çatısı da çökmüştü. Ağır bilanço sabah saatlerinde ortaya çıktı. Akkuş ilçesinden buraya gelen birisi evin üzerinden dumanlar çıktığını gördü. Hemen itfaiye ve ambulansa haber verdi. Ekipler yangın çıkan eve geldiğinde her şey çoktan kül olmuştu bile. İçinde hayatını kaybeden Dursun Kurt gibi. Neydi şimdi bu? Bir anda yangın çıkmış ve yaşlı adam hayatını mı kaybetmişti?
Ev o kadar kötü yanmıştı ki inceleme yapmak imkansızdı. Bu yüzden yangının nereden çıktığı veya hırsızlık olup olmadığı da belli değildi. Adamın çocuklarına göre kimseyle bir düşmanlığı yoktu. Hiç kimsenin aklına cinayet fikri gelmiyordu. Bu kelime ağza bile alınmıyordu. Haliyle Kurt’un ölüm nedeni raporlara yangın olarak kayıt edildi.

Şeker Köseoğlu
8 Nisan’da yaşanan olaydan 25 gün sonra 3 Mayıs tarihinde bu kez de başka bir köyde hareketlilik yaşanacaktı. Adres bu sefer Dağyolu köyüydü. Şeker Köseoğlu isimli 64 yaşındaki kadın Dursun gibi hayvanlarıyla birlikte tek başına yaşıyordu. Onun da eşi hayatını kaybetmişti. En son 3 Mayıs 2018 saat 16:30’da evinin önünden geçen servistekiler tarafından canlı görülmüştü. Aynı günün akşam saatlerinde kapısına bir kamyon yanaşmıştı. Kamyon evde kimseyi göremeyince sipariş edilen gübreleri kapıya bıraktı ve bu bölgeden uzaklaştı. Sabah olunca yeğeni yanına gelmişti. Ama Köseoğlu evde değildi. Üstelik hayvanları da ahırda değildi. Yeğeni durumdan şüphelenince çocuklarına haber verdi. Yaşlı kadının çocukları birçok kez telefonla aramalarına rağmen ulaşamadılar. Daha sonra eve gelip bir şekilde içeriye girmeyi başardılar. Görünüşte hiçbir tuhaflık yoktu. Ev gayet düzenliydi. Ama Şeker Köseoğlu evde yoktu. Oğlu evin içinde gezerken annesinin boynuna taktığı altın kolyesinin ve tüfeğinin olmadığını fark etti. Oğul Recai her yere bakıp yine de annesini bulamayınca çareyi Müge Anlı’nın programına çıkmakta buldu. Olay televizyon programına kadar gidince tüm Türkiye bu kaybolma vakasını merak etmeye başladı. Bir ara eve gübre getirenlerden de şüphelenilse de onların olayla bir ilgisi yoktu. Şeker Köseoğlu davası gittikçe büyüyordu. Medya tarafından takip edilir olan kayıp vakasında tüm ekipler seferber olmuştu. Her yer aranırken acı gerçek 8 gün sonra 11 Mayıs’ta ortaya çıktı. Ormanın içinde Köseoğlu’nun cansız bedeni bulunuyordu. Burası yaşlı kadının köyüne 8 km uzaklıktaydı. İlk incelemeye göre tüfekle vurularak hayatını kaybetmişti. Cansız bedenin bulunuşu televizyon programı sayesinde tüm Türkiye tarafından izlenmişti. Bu arada katil de aynı zamanda yaptığı şeyi televizyonda takip ediyordu. Herkes yaşlı kadına bunu yapanın bulunmasını istiyordu. Ancak katil arkasında delil bırakmamıştı. Yalnız yaşayan ve köyde tek başına duran bir eve saldırması hiç de tesadüf değildi. Anlaşılan burayı bir süredir takip etmişti. Acılı aile televizyonlarda katilin bulunması için uğraşsa da dava soğumaya başlamıştı.
Yine Ordu Akkuş’un bir köyünde vakit tüm sıradanlığı ile devam ediyordu. Bu sıradanlığı bozacak birisi vardı. 87 yaşındaki Hasan Bayram hayvanlarını beslemiş akşam saatlerinde evine çekilmişti. Tek başına yaşıyordu. Tıpkı kendisinden önceki hayatını kaybedenler gibi. Gece evinde uyuklarken dışarıdan bir ses duydu. Sese doğru baktığındaysa ağaçların arasında hareket eden fenerin ışığını görmüştü. Belki hırsız olabilirdi. Durumdan şüphelendiği için evindeki tüfeğini aldı ve havaya ateş etti. Anlaşılan karanlığın içinden gelen kişi korkmuş olacak ki geri gelmemişti. Sonraki gün köydeki birkaç kişiye böyle bir durum yaşandığını anlatmıştı. Hasan Bayram ilk akşam kurtulmuştu. Tabi katilin inatçı olacağını nereden bilebilirdi. 12 Temmuz akşamı evine bir de misafir gelmişti. Aslında misafir sayılmazdı. Sık sık Bayram’ın yanına gelen bir arkadaşıydı. Birlikte çay içtikten sonra İlhan bu evden ayrıldı. Misafirin gitmesiyle birlikte ağaçların arasından el feneri yeniden görünür oldu. Katil bu kez yakalanmadan kapıya kadar gelebildi. Üzerinde askeri kamuflaj vardı. Elindeyse telsiz. Yaşlı adam üçüncü kurbandı. Evinin kapısına geleni jandarma sanmıştı ancak katilin ta kendisiydi.
Sabahın erken saatlerinde evine gelenlerden birisi içeriye girdiğinde yoğun bir gaz kokusu olduğunu fark etti. Evin içinde biraz daha ilerlediklerinde Hasan Bayram’ın uyku pozisyonunda yattıklarını gördüler. Aslında yaşlı adam çoktan ölmüştü. Açık kalan 2 tüp ile dayanamamış zehirlenmişti. Bu olayla ilgili çok önemli bir detay vardı ancak güvenlik güçleri bunu fark etmemişti. Hayatını kaybeden Bayram’ın bileklerinde çizik ve kanama vardı. Yani çok büyük ihtimalle bağlanmıştı. Her nedense bunun üzerine gidilmedi. Ölüm nedeni tüp zehirlenmesi olarak belirtildi. Katil cinayetleri işliyor arkasından kaza ile ilgili raporlar hazırlanıyordu. Böyle bir durum oluşunca katil de rahat etmeye ve hırsızlığını arttırmaya başladı. Hasan Bayram’ın evinde yapılan incelemeden sonra tüfeği ve hayvanları yerinde yoktu. Bu arka arkaya yaşanan üçüncü vakaydı.
Çok geçmedi, sadece 11 gün sonra yakın bir köyde başka bir vaka yaşandı. 78 yaşındaki Sabri Güneş’in evi sabaha karşı alevler içindeydi. Yangın söndürüldüğünde 3 kişinin cansız bedeni çıkarıldı. Güneş’in oğlu ve gelini de o sırada yanındaydı. Eve tadilat yapmaya gelmişlerdi. Gün içinde elektrik aksamlarındaki bazı sorunlardan dolayı eve elektrikçi getirmişlerdi. Bu yüzden ilk başta yangının elektrik ile ilgili bir sorundan dolayı çıktığı düşünüldü. Ancak rapor tutulamadı. Yangın çok fazla şiddetliydi. İnceleme yapabilecek hiçbir şey kalmamıştı. Cansız bedenlerin kimlikleri ancak 18 gün sonra DNA analiziyle tespit edilebilmişti. Akkuş bölgesine dadanan seri katil belli ki herkesi dikkatlice izliyordu. Belki de yangına kaza süsü vereceği fırsat elektrikçinin gelmesiydi. Ev yanıp kül olduğu için eksik bir şey var mı tespiti yapılamadı. Tek eksik yine hayvanların olmamasıydı.
Akkuş ilçesinde garip olaylar yaşanmaya devam ediyordu. Arka arkaya bu kadar kazanın olması normal miydi? Tek yanmayan beden olan Hasan Bayram’ın bileklerinde izler vardı. Belki diğerlerini olmasa da Bayram’ın ölüm sebebi kaza olmayabilirdi.
31 Temmuz günü katil gözüne yeni bir hedef kestirmişti. Aslında hedefini 20 Temmuz’da çoktan belirlemişti bile. Züccaciye dükkanı sahibi karı kocanın dükkanına giderek alışveriş yapmıştı. Yeni hedefi Türedi ailesiydi. 31 Temmuz gecesi de harekete geçme zamanıydı. Askeri kamuflajlı bir adam ailenin evini karanlıkta izliyordu. Uyuduklarını görünce evin yanına doğru ilerledi. Kapıya gelince jandarma diye seslenerek kapıyı açmalarını istedi. Senayi Türedi, bu durumdan şüphelenmişti. Yanına ne olur ne olmaz diye kuru sıkı tabancasını aldı. Adam kapıyı açtığında karşısında kamuflajlı elinde tüfekle birisi bekliyordu. Mecburen içeriye almak zorunda kaldı. Aslında Senayi, bu adamı tanımıştı. Ama yapacak bir şey yoktu artık onu içeriye almışlardı. Katil, ikisini de yere yatırarak arkadan ellerini plastik kelepçeyle bağladı. Sonra da gazı açıp evde çalabileceği eşyaları aradı. Seri katil, çok sistematik çalışıyordu. İçeride işini halledip dışarıya çıkıyor daha sonra kurbanlarının öldüğünü fark edince içeriye geri girip ellerindeki plastik kelepçeleri kesiyordu. Böylelikle olayın doğal görünmesini sağlıyordu. Ertesi gün, ailenin bir akrabası tarafından cansız bedenleri evin içinde bulundu. İlk etapta yine kaza olarak raporlara geçildi. Artık kurbanların aileleri bu raporu kabul etmiyorlardı. Bu işin içinde bir iş vardı. Ailenin çocukları eve giderek eksik gedik var mı diye araştırma yaptılar. Gördüler ki babalarının kuru sıkı tabancası ve cüzdanı yoktu. Bu vakanın kesinlikle cinayet olduğu üzerine savcılık makamına baskıda bulundular. Bu baskı da sonuç verdi. Adli tıp, ikinci otopside bileklerde plastik kelepçe izleri buldu. Artık bu olayın kaza değil cinayet olduğu belliydi. Türedi ailesi, birisi veya birileri tarafından hayattan koparılmıştı.
7 Ağustos günü, katil yeni hedefine odaklanmıştı. Artık sonunda bir hata yapacaktı. Özgüveni o kadar yerindeydi ki cinayetleri sıklaştırmıştı. Ayrıca daha dikkatsiz davranmaya başlamıştı. Çamalan köyünde Cemal isimli bir adamın evine gidecekti. Ama hedefini şaşırmış Mehmet isimli birisinin evine gitmişti. Yine asker taktiğiyle içeriye girmeyi başarmıştı. O sırada içeride iki kişi vardı. İkisinin de ellerini bağladıktan sonra adamların eşyalarını çalmaya başladı. Yerde yatan adamlardan bir tanesi onun asker olmadığını anlamıştı. Ayrıca katil de yanlış eve geldiğini fark etmişti. Şimdi ne yapacaktı? Bu adamları da mı öldürecekti? Normalde hedefi bu adamlar değildi. Biraz kendi kendisine düşündükten sonra aklına her ne geldiyse bu adamları öldürmeden evden çıkıp gitti. Yerde yatan adamlar da korkudan hareket bile edemiyordu. Katilin kesin gittiğine emin olduktan sonra birisi bileğindekini çıkarmayı başardı. Hemen asıl hedef olan Cemal’in evine giderek gaspa uğradıklarını söylediler. Şimdilik bildikleri sadece bir gasptı. Evlerine gelen adamın bir seri katil olduğunu, ölümden kıl payı kurtulduklarını nereden bilsinler?
Gaspa, uğrayan iki kişi Cemal’in evinde polisi aradıktan sonra önemli detaylar anlattılar. Davetsiz misafir, kapıyı çaldığında Cemal diye seslenmişti. Polisler de Cemal’e yakınlarda tanıştığın birisi var mı diye sorular sordu. Cemal, birkaç gün önce köye hayvan satın almak için gelen bir adamdan bahsetti. Adam ilçede kasaptı. Cep telefonu da Cemal de vardı. Polisler telefon numarası üzerinden hayvan satın almak için köye gelen adamın kimliğine ulaştılar. Bu adam hapisten yakın zamanda çıkmış hayvan hırsızlığı, gasp ve yaralama suçlarından sabıkalı birisiydi. Polisler şüpheli isim olan Mehmet Ali Çayıroğlu’nun fotoğrafını o gece evdeki Mehmet’e gösterdi. Mehmet görür görmez kendilerini bağlayan adamın bu fotoğraftaki şüpheli şahıs olduğunu teşhis etti. Yanlış bir eve gitmesiyle kimliği ortaya çıkmıştı. Şimdi başlayacak soruşturmanın devamı tüm Türkiye’yi şaşkınlığa çevirecekti.
Jandarma, Mehmet’in şikayeti üzerine Mehmet Ali Çayıroğlu’nun evine gittiler. Eve giderlerken garip bir detay da gördüler. Çayıroğlu’nun evinin kapısını çeken bir kamera vardı. Bu kamerayı da şahsın kendisi taktırmıştı. Anlaşılan o da hırsızlıktan korkuyordu. Ekipler gelip kapıyı çaldıklarında kapıyı Çayıroğlu açtı. Gasp suçundan gözaltına alınırken ekiplere tek bir kelime bile etmedi. Adamla ilgili araştırmalar derinleşince sadece 8 ay önce hapisten çıktığı anlaşıldı. Jandarmalar, arabada araştırma yaparlarken Mehmet ve arkadaşının cep telefonlarını buldu. Tabi Çayıroğlu bu suçlamaları kabul etmedi. Telefonları ilçeden satın aldığını söyledi. Ancak satın aldığını söylediği yer de böyle bir telefon satmadığını söyledi. Savcılık HTS kayıtlarının gelmesini emretti. Çünkü Çayıroğlu bir ara hapishaneden arkadaşı ve iş ortağı olan adamı suçlamaya başlamıştı. HTS kayıtlarına göre Mustafa, Akkuş ilçesine hiç gelmemişti.
Evde askeri kamuflaj, 230 plastik kelepçe, askeri palaska gibi şeyler bulunuyordu. Ayrıca 3 tüfek 2 de kuru sıkı tabanca vardı. Çok daha önemlisi, evde de birkaç telefon bulundu. Bunlardan en önemlisi Senayi ve Ümit Türedi çiftine ait olanıydı. Ekipler, bu aileden birisinin telefonunu bulunca aslında karşılarında bulunan adamın tehlikeli bir katil olduğunu da anlamaya başladılar. Sorgulamalar sırasında kendisine yeni bulgularla ilgili sorular soruluyordu. Mehmet Ali Çayıroğlu bunların hiçbirisini kabul etmiyordu. Türedi çiftiyle ilgili çıkan bulgular, bölgede yaşanmış diğer ölümlerin de incelenmesine sebep oldu. HTS kayıtları beklenirken, ekipler kamera ile çekilen görüntüleri izliyordu. Evde bulunan tüfeklerden birisi Şeker Köseoğluna’a ait olduğu anlaşıldı. İkinci tüfek Sabri Güneş’in tüfeğiydi. Son tüfek ise Hasana Bayram’a aitti. Bu insanlar kaza ile ölmemiş miydi? Tüfekleri bu adamınb evinde ne arıyordu? Hal böyle olunca ilk kazada hayatını kaybeden Dursun Kurt’un da arkadaşları ve ailesi polise başvuruda bulundular. Olaydan birkaç ay önce Dursun’un bir hayvanı çalınmış ve Mehmet Ali’den şüphelenmiş. Mehmet Ali, aslında Dursun ile akrabalar. Sorguda Dursun Kurt vakası sorulduğunda ona asla öyle bir şey yapmayacağını söyledi.
Ekipler kamera kayıtlarını izlediklerinde, kazaların olduğu zamanlarda Mehmet Ali arabayla evden uzaklaşıyordu. Sabaha karşı saatlerde de tekrardan geri geliyordu. Kamera sistemini 21 Temmuz’da taktığı için Şeker Köseoğlu ile ilgili kayıtlar yoktu. Ancak ondan sonraki kayıtlar her şeyi birleştirmek adına son derece değerliydi. Görüntülerde evden bir tüfekle çıkıp iki tüfekle döndüğü de ortadaydı. Mehmet Ali, bu görüntülerde sadece ot veya fındık almak için evden çıktığını söylüyordu. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyordu. Kabul etse de etmese de tüm deliller katilin o olduğunu gösteriyordu. Mahkemeye çıktığında 8 ayrı cinayetten yargılanıyordu. Televizyonda ise 14 cinayetten bahsediliyordu. Şimdilik ekiplerin tespit edebildikleri cinayet sayısı 8 idi. Yakın bölgelerde benzer ölümlere de Mehmet Ali’nin sebep olduğu düşünülüyordu. Üstelik bu ölümlerden bazılarının cenazelerine seri katil kendisi bile katılmıştı. Titizlikle süren incelemelerin ardında mahkeme kararını verdi. Mehmet Ali Çayıroğlu, 5 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mehmet Ali, tüm suçlamaları reddederek mahkeme boyunca ağlamıştı. Ayrıca Terme’de ölen bir aile ile ilgili mahkemesi de devam etmektedir. Mahkeme bittiğinde Mehmet Ali’nin hanesine bir cinayet daha eklenebilir.
Mehmet Ali Çayıroğlu, yaşlı ve tek yaşayan insanları hedef alıyordu. Onlara hayvan ticareti üzerinden yaklaşıyor ve bir süre takip ediyordu. Uygun zamanı geldiğini düşündüğündeyse saldırısını yapıyordu.
Anlattığım bu olaya ilişkin YouTube kanalımda hazırladığım videoyu izlemek için tıklayın.
Kaynakça:
https://www.cnnturk.com/turkiye/seri-katil-kendisi-icin-bu-mehmet-ali-cayiroglu-ne-kadar-cani-dedi
https://kisadalga.net/haber/detay/issiz-cinayetler-3katili-sona-yaklastiran-hata_6244
https://kisadalga.net/haber/detay/issiz-cinayetler-4-seri-katilin-ciftligi_6292
Exclusive by James Beal, US Editor, and Dan Bates with pictures, , PLEASE LEGAL, , GRINNING Ghislaine Maxwell watches as Jeffrey Epstein and US President Bill Clinton shake hands during a tour of the White House in extraordinary photographs obtained by The Sun., , The never-before-seen images which show how the British heiress worked her way into the seat of world power can be published for the first time, ahead of her child grooming trial., , Before the case comes to court, Maxwells family have launched a website featuring a glowing biography of the socialite, highlighting her achievements after moving to the US in 1990., , But theres no mention of the swanky White House bash just three years later where she and her paedophile ex-lover were VIP guests of the Leader of the Free World., , The Sun can reveal how they were given a tour of Clintons residence quarters and the famous East Room, after Epstein gave £7,280 to the refurbishment of the Oval Office.