

Ekim 1996. Novokuznetsk’teki bir apartmanın 9. kat dairesinden haftalardır dayanılmaz bir koku yayılıyordu. Komşular defalarca şikayet etmişti; polis kapıyı kırdığında karşılaştığı tablo Sovyet sonrası Rusya’nın en kanlı seri cinayetlerinden birini gün yüzüne çıkardı. Banyoda başsız bir ceset, mutfakta insan etiyle dolu tencereler, köşede kemik kemiren kocaman siyah bir köpek… Ve hayatta kalan tek kurban: ağır yaralı 15 yaşında bir kız. Zemine yığılan bu genç kız, polisleri görür görmez fısıldadı: “Geldi, bizi öldürecek.” Bu daire, Alexander Spesivtsev adlı bir canine aitti. Tarihe “Sibirya Yamyamı” ya da “Novokuznetsk Canavarı” olarak geçen bu adam, yıkılan Sovyet düzeninin sokağa terk ettiği çocukları sistematik biçimde avlamıştı; yanında ise suç ortağı annesi vardı.

İçindekiler
ToggleAlexander Nikolayevich Spesivtsev, 1 Mart 1970’te Sibirya’nın endüstriyel kenti Novokuznetsk’te dünyaya geldi. Ailesi dışarıdan sıradan görünüyordu; ancak içi çürüktü. Babası Nikolay alkolikti, şiddet eğilimli ve evi cehenneme çeviren biriydi. Annesi Lyudmila ise bunun tam zıttıydı: oğluna saplantılı biçimde düşkün, aşırı korumacı bir kadındı. Alexander 12 yaşına dek annesinin yatağında uyudu; kendine ait bir yatağı bile olmadı. Bu anormal yakınlık, anne ve oğul arasında sağlıksız bir duygusal bağımlılık yarattı; Lyudmila oğlunu eleştiren herkese saldırgan biçimde yanıt veriyor, onu her türlü yaptırımdan koruyordu.
Lyudmila’nın adliyede çalışması, eve düzenli olarak cinayet dosyaları ve kurban fotoğrafları taşımasına yol açtı. Anne ve oğul akşamları bu kan dondurucu görüntülere bakarak vakit geçiriyordu. Ders kitaplarının yerini suç fotoğrafları aldı. Bu garip “eğlence” biçimi Alexander’ın zihnine erken yaşta şiddeti normalleştiren mesajlar işledi. Okul yıllarında içine kapanık ve saldırgan olan Alexander zorbalığa uğruyor, akranlarıyla geçinemiyordu. Ergenliğinde Hitler’e saplantılı bir hayranlık geliştirdi; apartman koridorlarını gamalı haç çizimleriyle kapladı, komşuların kapı kilitlerini sabote etti. Bir dönem ufak hırsızlıklarla tutuklanmak üzereyken annesi yetkililer nezdinde araya girerek onu kurtardı. Her şikayete annesi oğlunu kanatları altına alarak yanıt vermeye devam etti.
1988’de 18 yaşındaki Alexander, sevgilisi 17 yaşındaki Yevgenia’yı aylarca daireye hapsedip işkenceye maruz bıraktı. Vücudunda sigara yanıkları ve darp izleri bulunan genç kız, enfeksiyon ve kan zehirlenmesiyle hayatını kaybetti. Alexander, kızın cesedinin yanında uyurken yakalandı. Sorgu sırasında yavacı bahaneler uydurdu; annesi de her zamanki gibi oğlunu savundu. Mahkeme onu akıl hastası ilan ederek 1991’e kadar psikiyatri hastanesine kapattı. Taburcu edildiğinde bu bilgi, idari bir ihmal sonucu kayıtlara geçmedi; yerel polis onun şehre döndüğünden haberdar değildi. Gözetim altına alınmadan, hiçbir yaptırım olmaksızın sokağa salındı.

Hastaneden çıkan Alexander iş aramadı, tedavisini sürdürmedi. Tren istasyonunda evsizlerle takılmaya, şehrin karanlık köşelerinde vakit geçirmeye başladı. Dışarıdan bakıldığında yoksul, biraz tuhaf, zararsız biri gibiydi. Şubat 1996’da tren istasyonunda 20 yaşındaki Elena Trunova ile tanıştı. Çocuk yuvası bakıcısı olan bu genç kadını evine davet etti; birkaç saat içinde Elena ölmüştü. Annesi Lyudmila her zamanki gibi devreye girdi ve kalıntıları çuvala doldurup boş bir araziye taşıdı.
Nisan 1996’da Alexander, altı sokak çocuğunu “terk edilmiş bir evde hırsızlık yapalım” yalanıyla dairesine çekti ve hepsini katletti. Annesi bu kez altı bedenle karşılaştığında çıtını çıkarmadan parçaları evden uzaklaştırdı. Mayıs 1996’da dört kız çocuğunu “el yapımı sabun satışı” bahanesiyle tuzağa düşürdü. Haziran’a kadar kurban sayısı onlarken şehir halkı yalnızca kayıpların arttığını fark edebiliyordu. Haziran’da Aba Nehri kıyısında çürümüş insan uzuvları, yarı iskeletleşmiş kol ve bacaklar bulunmaya başladı; adli tıp uzmanları kalıntıların en az 15 çocuğa ait olduğunu saptadı. Şehirde bir canavarın kol gezdiği kesinleşmişti.
Novokuznetsk polisi çaresiz görünüyordu. Kafkas mafyasını ve organ kaçakçılarını araştırıyorlar; askerler ormanlık alanları tararken gerçek katil şehrin tam ortasındaki apartman dairesinde can almaya devam ediyordu. Komşulardan yaşlı bir kadın yıllarca yetkililere o dairedeki dayanılmaz çürüme kokusundan ve sürekli çalan yüksek müzikten şikayet etmişti; kimse ciddiye almadı. Bu derin idari ihmal, Alexander’ı aylarca koruyan görünmez bir kalkan işlevi gördü.

Eylül 1996’nın sonunda Anastasia, Evia ve Olga adlı üç genç kız şehirde dolaşırken yaşlıca bir kadınla karşılaştı. “Elim tutmuyor, kapımı açamıyorum, yardım eder misiniz?” diye yakaran bu kadın Lyudmila’dan başkası değildi. Üç kız iyi niyetle peşinden gitti. Daireden çıkan Alexander onları yatak odasına kapattı. Anastasia kaçmak için direnince gözleri önünde öldürüldü. Kalan iki kız, arkadaşlarının bedenini parçalamaya ve pişirilen çorbayı yutmaya zorlandı. Günler geçti; Evia aldığı ağır darbelerden öldü. Olga ise yaralı halde hayata tutunmaya çalışıyordu.
24 Ekim 1996’da apartmanın kalorifer petekleri arızalanınca binaya tesisatçı geldi. Alexander kapıyı açmayı reddedince şüphelenen teknisyenler polisi aradı. Saatler süren ikna çabası sonuç vermeyince kapı kırıldı. İçerde Olga ağır yaralı halde zemine yığılmıştı. Yoğun bakıma kaldırılan genç kız üç gün boyunca her şeyi anlattı: Lyudmila’nın çocukları nasıl tuzağa çektiğini, insan etinin pişirildiğini, arkadaşlarına neler yapıldığını. Kız bu ifadeleri verdikten kısa süre sonra hayatını kaybetti. Alexander çatıya kaçmıştı; iki gün sonra suç yerine dönerken yakalandı.

Evde 82 parça çocuk giysisi, 40 adet altın takı ve kurbanların son anlarını belgeleyen polaroid fotoğraflar bulundu. Kurban sayısının 80’i aşabileceği tahmin ediliyordu; ancak 1990’ların mali çöküntüsündeki Rusya’da kapsamlı DNA analizi yapacak bütçe yoktu. Savcılık yalnızca dört cinayet için sağlam delil toplayabildi. Mahkeme 1997’de Alexander’a 10 yıl hapis cezası verdi. Ardından Moskova psikiyatristleri onu paranoid şizofreni tanısıyla cezai ehliyetsiz ilan etti. Cezaevine değil, ömür boyu yüksek güvenlikli psikiyatri hastanesine gönderildi. Annesi Lyudmila 13 yıl yatıp 2009’da tahliye edildi. Eski apartmanına dönmek istedi; komşuların taş yağmuruna tutacaklarını söylemesiyle polis korumasıyla eşyalarını alıp ortadan kayboldu. O daire bugün hâlâ boş duruyor; ne satın alan çıkıyor ne de kiralayan.
Alexander Spesivtsev’in hikayesi yalnızca bir psikopatın portresi değildir. Sovyet düzeninin çöküşüyle birlikte Novokuznetsk gibi endüstriyel şehirlerde binlerce aile yoksullaşmış, çocuklar sokaklara dökülmüştü. Bu çocuklar sistemin gözünde neredeyse görünmezdi; polis, komşular ve sosyal hizmetler onlarla ilgilenmiyordu. Spesivtsev bu sahipsiz, çaresiz hayatlara kasıtlı nişan aldı. Kurbanlarını kendi beyanlarıyla “yeni düzenin döküntüleri” olarak tanımladı. Üstüne üstlük bürokratik ihmaller onu aylarca korudu: taburcu kaydı tutulmamış, komşu şikayetleri ciddiye alınmamış, düzinelerce insan hayatını kaybetmişti. 55 yaşındaki Alexander bugün hâlâ hastanede, dünyayla bağı kesilmiş şekilde yaşıyor. Adını Novokuznetsk’te kimse anmak istemiyor. Ama onun işaret ettiği sistemin çürük noktaları kolay kolay silinecek gibi değil.
Bu yazı, aşağıdaki YouTube videomuza dayanmaktadır. Konuyu daha ayrıntılı dinlemek için izleyebilirsiniz: