

Nisan 2021’in son günleri. Colorado’nun ıssız bir köşesindeki mütevazı evde polis ekipleri gece yarısı içeri girdiğinde karşılaştıkları manzara tüylerini ürpertti. Noel ışıklarıyla sarılı, neredeyse mumyalaşmış bir kadın bedeni; gözleri yerinde yok, göz çukurlarına sim sürülmüş. Evin sakinleri son derece sakin bir şekilde karşıladı yetkilileri. İçlerinden biri döndü ve yerdeki cesedi işaret ederek şu sözleri söyledi: “Anne dinleniyor.” Bu dehşet verici tablo, “Love Has Won” (Aşk Kazandı) tarikatının lideri Amy Carlson’a aitti. Müritlerine göre 19 milyar yaşındaki Ana Tanrı, kendisini insanlığı kurtarmak için gönderilmiş ilahi bir varlık olarak tanımlıyordu. Peki bu sıra dışı hikaye nasıl başladı ve neden bu kadar kötü bitti?

İçindekiler
Toggle1975 yılında Kansas’ın McPherson kasabasında dünyaya gelen Amy Carlson, dışarıdan son derece sıradan bir hayat yaşıyordu. Texas’a taşınıp Houston’da yerleşen Amy, üç farklı ilişkiden üç çocuğu büyütmeye çalışırken bir McDonald’s restoranında yönetici olarak çalışıyordu. Okul yıllarında parlak bir öğrenci, koro üyesi, orta sınıf bir Amerikalı. Dışarıdan bakıldığında son derece normal bir gençlik geçirdi. Ne var ki 20’li yaşlarının ortasında üçüncü evliliğini de bitirince ruhsal arayışları su yüzüne çıkmaya başladı.
2006 yılı civarında Amy, lightworks.org gibi Yeni Çağ (New Age) forumlarına girmeye başladı. Bu sanal topluluklarda melekler, enerji ve reenkarnasyon üzerine tartışmalar yapılıyordu. Amy burada Colorado’lu Amerith White Eagle takma adlı bir adamla tanıştı. White Eagle ona ilahi bir misyonu olduğunu telkin etti: Amy aslında tüm insanlığı kurtaracak tanrısal bir varlıktı. Bu görüşmeler sırasında Amy paranormal deneyimler yaşadığını iddia etmeye başladı; bir sesin kulağına fısıldayıp bir gün ABD başkanı olacağını söylediğini anlatıyordu. 2007’nin sonlarında Amy radikal bir karar aldı; 32 yaşında, üç çocuğunu, eşini ve işini geride bırakarak White Eagle’ın yanına Colorado’ya taşındı. Houston banliyösündeki hayatını tamamen geride bırakarak bambaşka bir kimliğe büründü.
Love Has Won, Yeni Çağ mistisizmiyle komplo teorilerini bir potaya döken özgün bir tarikat olarak şekillendi. Amy Carlson’ın öğretisinin merkezinde kendisinin 534 kez reenkarne olmuş, 19 milyar yaşında ilahi bir varlık olduğu iddiası yatıyordu. Bu geçmiş yaşamlarında İsa Mesih, Kleopatra, Jeanne d’Arc, Marilyn Monroe ve hatta Hawai volkan tanrıçası Pele olarak yeryüzünde bulunmuştu. Hatta bir önceki yaşamında ABD eski başkanı Donald Trump’ın kızı olduğunu dahi öne sürüyordu.

Tarikatın inancına göre dünya “3D” yani üçüncü boyut adı verilen yanıltıcı bir gerçekliğin içindeydi. Yalnızca Amy ve müritleri “5D” yani beşinci boyut bilincine ulaşmıştı. Amy, tam olarak 144.000 seçilmiş kişiyi bu boyuta taşıyacak, insanlığı kurtaracaktı. Öte yandan tarikat söylemine göre dünyadaki tüm savaşlar, salgınlar ve felaketler “Dünya Kabalesi” adı verilen şeytani, sürüngenimsi uzaylılardan oluşan gizli bir güç odağının işiydi. Ruhani rehberleri arasında Robin Williams, John Lennon, Whitney Houston, Prince ve Patrick Swayze gibi hayatını kaybetmiş ünlülerin ruhları yer alıyordu. Amy, bu “galaktik A takımı” ile iletişim kurarak dünyayı kötülükten arındırma görevini sürdürdüğünü savunuyordu. Üstelik tarikat, QAnon komplo teoristleriyle de örtüşen bir söyleme sahipti; bu sayede çevrim içi ortamda hızla büyüdü ve Facebook’ta 20.000, YouTube’da 10.000’den fazla takipçiye ulaştı.
Dışarıya karşı sevgi ve ışık söylemleriyle sunulan Love Has Won’ın iç dünyası bambaşkaydı. Tarikata yeni katılanlara uygulanan “love bombing” (sevgi bombardımanı) taktiğiyle aşırı ilgi gösterilir, kısa sürede kendilerini özel ve seçilmiş hissettirirdi. Ancak balayı dönemi çabuk biterdi. Grup içinde “ahlaksızı bul” adı verilen utandırma seansları düzenleniyor; üyeler daire halinde oturup saatlerce birbirini acımasızca eleştiriyordu. Bu yöntem psikologların “sıcak koltuk” dediği bir kırılma tekniğiydi; kişinin özgüveni parçalanarak lidere tam bağımlılık pekiştiriliyordu.

Üyeler maddi birikimlerini tarikata devretmek, aile ve arkadaşlarıyla bağlarını kesmek zorunda bırakılıyordu. Uyku ve beslenme bile kontrol altına alınmıştı; az uyumak ve az yemek yemek “ego temizliği” olarak sunuluyordu. Amy’ye göre ego insana iki arka kapıdan sızıyordu: yemek ve uyku. Bu yüzden üyelerini günde yalnızca birkaç saat uyutup kısıtlı diyetlere sokuyordu. En tehlikeli uygulama ise koloidal gümüş isimli metal solüsyonuydu. Amy bu sıvının Covid-19 dahil her hastalığa şifa verdiğini öne sürüyor, hem kendisi hem de üyelere içiriyordu. ABD Gıda ve İlaç Dairesi bu satışları yasal olmadığı gerekçesiyle 2020’de uyarmıştı. Oysa uzun süreli kullanım argyria adlı bir rahatsızlığa yol açıyor, ciltte kalıcı mavi-gri renk bırakıyordu. Nitekim Amy’nin cildi ilerleyen yıllarda giderek mavimsi bir hal aldı; saçları döküldü, vücudu eridi.
Ağustos 2020’de Amy ve müritleri Hawaii’nin Kauai adasına gitti. Amy burada Hawai volkan tanrıçası Pele’nin reenkarnasyonu olduğunu ilan edince adanın yerel halkı ayaklandı. Yüzden fazla kişi tarikatın kiraladığı evin önünde toplanıp protesto yaptı; arabaların camları kırıldı, üzerine yumurta ve taş atıldı. Kauai Belediye Başkanı bizzat devreye girerek grubu adayı terk etmeye davet etti. Amy ise geri adım atmak yerine sosyal medyadan küstah bir video yayınlayıp yerli halka “çekilin yolumdan, ben Pele’yim” diye bağırdı. Grup sonunda adadan sürüldü; Maui adası da onları kabul etmedi.
Eylül 2020’de Dr. Phil programına katılan Amy’nin ailesi ve kız kardeşleri canlı yayında onun psikolojik yardıma ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Program sırasında Dr. Phil’in cildinin mavi rengine dikkat çekmesi bile Amy’yi sarsmadı. Yayının hemen ardından kendi kanalından ailesine veryansın etti, taraftarlarından onları kınamalarını istedi. Tüm bu gelişmeler tarikatı kamuoyu önünde tartışmalı bir konuma taşıdı; Vice, Rolling Stone ve Denver Post gibi yayınlar peş peşe soruşturma haberleri yayımladı. Eski üyeler maruz kaldıkları şiddeti, uykusuzluğu ve maddi sömürüyü gazetecilerle paylaşmaya başladı.

16 Nisan 2021’de Amy Carlson, Oregon’daki ıssız bir dağ otelinde son nefesini verdi; yanında ailesinden kimse yoktu, yalnızca adlarını meleklerden alan müritleri vardı. Üyeler liderlerinin ölümünü kabullenmedi. Ceset 10 gün boyunca tutuldu; Oregon ormanlarında çadır kurulup galaktiklerin uzay gemisi beklendi, dirilmesi umut edildi. Sonunda Colorado’ya geri getirilen beden, tütsü ve peluş oyuncaklarla süslenmiş küçük bir odaya yerleştirildi. 28 Nisan 2021’de bir tarikat üyesinin polisi aramasıyla her şey ortaya çıktı.
Aralık 2021’de açıklanan otopsi raporuna göre Amy Carlson, kronik alkol zehirlenmesi, anoreksiya ve uzun süreli koloidal gümüş kullanımı nedeniyle çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybetmişti. İddia ettiği kanserden değil, kendi şifa dediği zehirlerden. Yargılama sürecinde tüm suçlamalar delil yetersizliği gerekçesiyle düşürüldü; tarikat üyeleri serbest kaldı. Bir kısım üye “5. Boyut Tam İfşası” adıyla yeniden örgütlenerek Amy’nin “bedenen değil ruhanen yükseldiğini” savunmaya devam etti. Son baba Tanrı Jason Castillo ise Wisconsin’de Joy Reigns adlı yeni bir oluşum kurdu.
Love Has Won’ın hikayesi, dijital çağın yalnızlığında anlam arayan insanların nasıl kolektif bir yanılsamanın içine çekilebileceğini gözler önüne seriyor. Yeni Çağ öğretileri, komplo teorileri ve derin bir manevi boşluk bir araya geldiğinde, bir McDonald’s müdürünü bile tanrıça mertebesine yükselten toplumsal bir halüsinasyon yaratılabiliyor. Sevgi kazanamadı; ama Love Has Won’ın hikayesi, sahte vaatler peşinden gidenler için ağır bir ders olarak tarihe geçti.
Bu yazı, aşağıdaki YouTube videomuza dayanmaktadır. Konuyu daha ayrıntılı dinlemek için izleyebilirsiniz:
▶ Ana Tanrı’nın Düşüşü: Love Has Won Tarikatı — YouTube’da İzle