
6 Ağustos 1985 gecesi, İngiltere’nin Essex kırsalındaki White House Farm çiftliğinde tüyler ürperten bir katliam yaşandı. Sabah polisler çiftliğe girdiğinde beş cansız bedenle karşılaştı: aile reisi Neville Bamber, eşi June Bamber, evlatlık kızları Sheila Caffell ve Sheila’nın ikiz oğulları Nicholas ile Daniel. Toplam 25 el ateş edilmiş, üç nesilden beş kişi tek gecede hayattan koparılmıştı. Peki bu aileyi kim öldürmüştü? Cevap, en başından beri arama ekibinin tam ortasında bekliyordu: ailenin evlatlık oğlu Jeremy Bamber.
İçindekiler
ToggleDışarıdan bakıldığında Bamber ailesi başarılı ve saygın bir İngiliz ailesi görünümündeydi. Neville Bamber, İkinci Dünya Savaşı’nda pilotluk yapmış, ardından bölgenin önde gelen çiftçilerinden ve barış hakimi olarak tanınan saygın bir isimdi. Eşi June ise kilise etkinliklerinde gönüllülük yapan, çevresinde sevgi ve saygı gören dindar bir kadındı. Çocuk sahibi olamayan bu çift, evliliklerinin ilk yıllarında Sheila ve Jeremy’yi evlat edinerek ailelerini kurmuşlardı. 300 dönümlük verimli arazileri, Londra’da bir daireleri ve bir karavan tatil sitesi işletmeleriyle maddi açıdan oldukça rahattılar.
Ancak bu görünümün altında derin çatlaklar gizliydi. June Bamber’ın katı dini tutumu, evlatlık kızı Sheila ile ciddi sürtüşmelere yol açıyordu. “Bambi” lakabıyla tanınan Sheila, genç yaşta başarılı bir model olarak kariyerine başlamış; ama annesiyle ilişkisi hiç düzelmemişti. June kızını sürekli eleştirir, davranışlarında şeytani anlamlar arardı. Hatta ergenlik çağındaki Sheila’ya “şeytanın çocuğu” demekten çekinmemişti. Bu soğuk ilişki Sheila’yı derinden yaralamış, ruh sağlığını olumsuz etkilemişti. Şizofreni tanısı alan Sheila, yıllar içinde ağır psikoz krizleri geçirdi; sesler duyduğunu, etrafındakilerin şeytan tarafından kontrol edildiğine inandığını söylüyordu. İkiz oğullarıyla geçirdiği zaman onu ayakta tutuyordu; ama ilaçlarını düzenli kullanmaması durumunun kötüleşmesine zemin hazırlamıştı.

Evlatlık oğul Jeremy ise farklı bir tablo çiziyordu. Yakışıklı, şehirli tarzıyla çevreden ilgi gören Jeremy, aslında içten içe ailesine karşı yoğun bir öfke ve kıskançlık besliyordu. Çiftlik hayatını ve annesinin katı dini kurallarını reddediyor, eğlenceye ve lüks yaşama düşkünlüğüyle köydeki muhafazakâr atmosferden sıyrılmaya çalışıyordu. Kız arkadaşı Julie Mugford’a defalarca ailesinden nefret ettiğini, onların kısıtlamalarından bunaldığını dile getirmişti. Babasının mirasını paylaşmak istemiyordu; bu servetin tamamını elde etmek için zihninde karanlık bir plan filizleniyordu. “Tek istediği paraydı” diyecekti Julie sonradan.
6 Ağustos 1985’i 7 Ağustos’a bağlayan gece Jeremy planını hayata geçirdi. Babasının yarı otomatik tüfeğiyle beş aile üyesini öldürdü; sonra silahı kız kardeşi Sheila’nın üzerine bırakarak olay yerini cinayet-intihar izlenimi verecek şekilde düzenledi. Ardından çiftlik mutfağının penceresinden bisikletle kaçtı. Sabah saatlerinde polisi arayarak “Babam beni aradı, Sheila silahla çıldırdı” haberini verdi. Dikkat çekici olan, Jeremy’nin acil servis numarası 999’u aramamış; bunun yerine telefon rehberinden yerel karakolun numarasını bulup onu aramış olmasıydı. Olay yerine ulaştığında arabasını alışılmadık bir yavaşlıkla sürmüş, çiftlik önünde şaşırtıcı biçimde sakin beklemiş, ifadesini verdikten sonra ise evine dönüp soğukkanlılıkla kahve ve domuz pastırmalı sandviç hazırlamıştı.
Polisler içeriye girdiğinde Sheila’nın cesedi üzerinde tüfekle yerde yatıyordu. Şizofreni geçmişi olan genç bir kadının ailesini öldürüp intihar ettiği tezi dedektiflere başta makul göründü. Olay yeri delillerini toplamadan imha ettiler; kanlı yatakları pencereden attılar, cesetleri otopsinin hemen ardından krematoryuma gönderdiler. Dosya kapanmak üzereydi ki gerçek yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı.
Katliam haberini duyan aile yakınları Jeremy’nin tuhaf davranışlarını dikkatle izliyordu. Cenaze töreninde kameralar kapandığında birden neşelenerek küfürlü şakalar yaptığını görenler şaşkınlığını gizleyemedi. Bamber akrabaları polisi ikna etmeye çalışırken, olaydan üç gün sonra çiftlik evinin silah dolabında kritik bir bulguya ulaştılar: tüfeğin susturucu aparatı. Susturucunun üzerindeki kırmızı boya parçaları mutfaktaki şömineyle birebir örtüşüyordu; içinde ise Sheila’ya ait kan izleri mevcuttu.

Balistik uzmanları yaptıkları incelemede susturucu takılıyken tüfeğin o kadar uzadığını ve Sheila’nın kol uzunluğu ile boyuyla tetiğe ulaşmasının fiziken imkânsız olduğunu kanıtladı. Sheila’nın intihar ettiği tezi tamamen çökmüştü. Susturucunun olaydan sonra dolaba düzenli biçimde kaldırılmış olması, olay yerini bilerek düzenleyen bir katile işaret ediyordu. Üstelik Sheila’nın ellerinde barut izi ya da tırnak altında kan kalıntısı bulunmaması da tetikçinin o olmadığını gösteren kritik ayrıntılardan biriydi.
7 Eylül 1985’te Jeremy’nin kız arkadaşı Julie Mugford polise kapı dayandı. Yirmi bir yaşındaki üniversite öğrencisi, gözyaşları içinde dehşet verici bir itirafta bulundu: Jeremy ailesini öldürmeyi en az bir yıldır planlıyordu. Julie, sevgilisinin kendisine cinayeti nasıl tasarladığını detaylarıyla anlattığını, herkesi Sheila’nın yapmış gibi göstereceğini, mutfak penceresinden bisikletle kaçacağını açıkladığını aktardı. Cinayet gecesi Jeremy’nin önce “Bu gece olmazsa asla olmayacak” diye aradığını, saatler sonra ise “Bir şeyler ters gitti” diyerek panikle geri döndüğünü anlattı.

8 Eylül 1985’te Jeremy Bamber Londra’daki dairesinde gözaltına alındı. Polis kapısına geldiğinde “Anne ve babanı, kız kardeşini ve yeğenlerini öldürmekle şüphelisin” denildi. Sorguda suçlamaları reddetti; Julie’nin intikam almak için yalan söylediğini ileri sürdü. Ancak telefon kayıtları o gece Neville Bamber’ın Jeremy’yi aramamış olduğunu ortaya koydu. Öte yandan Jeremy’nin kısa süre sonra arkadaşlarıyla lüks gece kulüplerinde görünmesi ve öldürülen kız kardeşinin modellik fotoğraflarını basına satmaya çalışması kamuoyunda büyük infiale yol açtı.
Ekim 1986’da başlayan duruşma, İngiltere’yi nefesini tutarak izletti. Savcılık susturucu delilini, telefon kayıtlarını, Sheila’nın ellerinde barut izi bulunmamasını ve Julie Mugford’ın ifadesini birleştirerek Jeremy aleyhine güçlü bir dava ortaya koydu. Julie tanık kürsüsüne çıkıp “Tek istediği paraydı” dediğinde mahkeme salonunda derin bir sessizlik çöktü. 28 Ekim 1986’da jüri oy çokluğuyla Jeremy Bamber’ı beş cinayetin tümünden suçlu buldu; mahkeme ömür boyu hapis cezası verdi. 1994’te İçişleri Bakanlığı, bu cezanın şartlı tahliye olmaksızın tam ömür boyu uygulanacağını duyurdu.

Jeremy Bamber bugün hâlâ cezaevinde. Yıllar boyunca sayısız temyiz başvurusunda bulundu; olay yeri delillerinin tahrip edildiğini ve polis kayıtlarının hatalı olduğunu öne sürdü. Her başvuru reddedildi, mahkûmiyeti yeniden ve yeniden onaylandı. White House Farm, para hırsı ve soğukkanlı hesaplaşmanın nelere yol açabileceğini gösteren İngiliz suç tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalarda yerini korumaktadır. Çiftliğin miras hakkı Jeremy’nin mahkûmiyetiyle kuzenlerine geçti. Geriye yalnızca bir soru kaldı ve bu soru hiç yanıtsız kalmayacak: Para ve nefret uğruna bir insan kendi ailesine gerçekten bunu yapabilir mi?
Bu yazı, aşağıdaki YouTube videomuza dayanmaktadır:
▶ White House Farm Cinayetleri — Jeremy Bamber — YouTube’da İzle