1966 yılının karanlık bir gecesi. Santiago’daki Batı Almanya Büyükelçiliği’nin kapısına tir tir titreyen, üstü başı yırtık, bitap düşmüş genç bir adam dayanıyordu. 20 yaşındaki Wolfgang Müller, Şili’nin Andes dağlarının eteklerindeki gizli bir tarım yerleşiminden üçüncü denemesinde kaçmayı başarmıştı. Önceki iki girişiminde yakalanmış, defalarca ağır biçimde cezalandırılmıştı. Bu sefer çamurlu ormandan sürünerek geçmiş, saatlerce yürümüş ve sabaha karşı büyükelçilik kapısına ulaşmıştı. Görevlilere döktüğü ilk sözcükler bir yardım talebinden çok çaresiz bir yalvarıştı: “Beni oraya geri göndermeyin. Gönderirseniz beni öldürürler.”
Müller’in anlattıkları, dışarıdan bakıldığında Bavyera türküleri söylenen, yöre halkına ücretsiz sağlık hizmeti sunan ve çalışkanlığıyla civar köylere örnek gösterilen bir Hristiyan topluluğunun aslında bir ölüm kampı olduğunu gözler önüne serdi. Köle emeği, zorla verilen uyuşturucular, yeraltı mahzenlerinde uygulanan elektrik şoku işkenceleri ve çocuklara yönelik sistematik cinsel istismar. Adı Colonia Dignidad’dı ve bu ismin arkasındaki karanlık gerçekler tam kırk yıl boyunca dünyanın gözünden uzak kaldı. Büyükelçilik Müller’in ifadesini kayıt altına aldı; ancak Almanya’ya gönderilen rapor tozlu raflarda beklemeye bırakıldı. Kaybolan onlarca yıl boyunca yüzlerce kurban bu suskunluğun bedelini canıyla ödedi.

Paul Schäfer köpekleriyle — Colonia Dignidad’da çekilen nadir fotoğraflardan biri
Paul Schäfer: Bir Canavarın Kökenleri
Bu hikâye Şili’de değil, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasındaki Almanya’da başlar. Paul Schäfer Schneider, 4 Aralık 1921’de Bonn’da Lutherci bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. On bir yaşında ebeveynlerinin boşanması ve ardından gelen üvey baba baskısı, Schäfer’de otorite ve mutlak itaat obsesyonu kökleştirdi. Savaş yıllarında Nazi cephelerinde sağlık görevlisi olarak bulundu. Savaş sonrasında Batı Almanya’da bir Protestan gençlik örgütü kurarak genç insanları etrafında topladı. Ancak çok geçmeden organizasyondaki çocuklara yönelik cinsel istismar iddiaları peş peşe gündeme geldi ve Schäfer yargılanmadan ülkeden kaçmak zorunda kaldı.
1961’de yaklaşık üç yüz sadık göçmeniyle Şili’ye geçen Schäfer, Santiago’nun 350 kilometre güneyindeki Parral ilçesinde 15.000 dönümlük araziyi satın aldı. Yerleşime Colonia Dignidad adını koydu. Dışarıya sunulan imaj aldatıcı biçimde masumdu: Şilili yoksullara açık sağlık kliniği, Bavyera mimarisinde ahşap yapılar, neşeli halk şarkıları ve örnek Alman düzeni. Şilili yetkililer bu topluluğu övdü; yurtdışındaki Alman diasporası Schäfer’i hayırsever bir misyoner olarak tanıdı. Hatta Batı Alman hükümeti bile uzun yıllar boyunca gelen uyarıları görmezden geldi. İçerideki gerçek ise bambaşkaydı.
İzole Cehennem: Kölelik, Korku ve Psikolojik Kırım
Schäfer koloniyi demir yumrukla yönetiyordu. 53 metrekarelik araziyi mikrofonlar ve kameralarla donattırdı; hiçbir konuşma, hiçbir hareket gözünden kaçmıyordu. Kadınlar ve erkekler kalıcı olarak ayrı bölümlerde tutuldu; cinsellik “şeytanın aracı” ilan edildi, özel sohbetler yasaklandı. Tüm kişisel mülkler ve belgeler Schäfer’e devredildi. Üyeler dış dünyayla tüm bağlarını kesti; mektuplar sansürleniyor, aileleriyle nadir görüşmeler sıkıca denetleniyordu. Çocuklar anne babalarından koparılıp kolektif yatakhanelere kapatıldı. Schäfer bu çocuklara dilediğince erişim hakkını kendine tanıdı ve onlarca çocuğu yıllarca sistematik biçimde istismar etti.

Colonia Dignidad üyeleri — dışarıya ‘örnek Hristiyan tarım topluluğu’ imajı sunuyorlardı
Günlük yaşam sabah dörtte başlayan ağır tarla çalışmaları, kasıtlı uyku yoksunluğu ve kısıtlı beslenme üzerine kuruluydu. İtaatsizliğe karşı elektrik şoku, uzun süreli hücre hapsi ve zorla uyuşturucu enjeksiyonu gibi yaptırımlar uygulanıyordu. Schäfer’in emirlerine en ufak bir itiraz bile sert biçimde cezalandırılıyordu. Schäfer dini söylemle de kontrolü pekiştiriyordu: ona itaat etmek Tanrı’ya itaat etmekle eş tutuluyordu, her türlü itiraz günah sayılıyordu. Üyeler yıllar içinde dış dünyanın var olduğunu neredeyse unuttu. Kaçmayı göze alanlar silahlı muhafızlar, eğitimli köpekler ve yüksek gerilim telli çitleri aşmak zorundaydı; çoğu denemeden caydı ya da yakalanarak daha ağır koşullara sürüldü.
Pinochet ile Kurulan Kirli İttifak
1973’te General Augusto Pinochet kanlı bir askeri darbeyle Şili’yi ele geçirdi. Schäfer bu siyasi altüst oluşu fırsata dönüştürdü ve Pinochet’nin gizli servisi DINA ile açık bir iş birliğine girdi. Colonia Dignidad’ın izole arazisi, yeraltı tünelleri ve Schäfer’in mutlak otoritesi, siyasi muhaliflerin gizlice tutulması ve işkenceye maruz bırakılması için biçilmiş kaftandı. Bu iş birliği Schäfer’e maddi destek ve tam dokunulmazlık güvencesi sağladı.

General Augusto Pinochet — Colonia Dignidad’ı gizli işkence merkezi olarak kullanan Şili diktatörü (1973–1990)
1973 ile 1990 yılları arasında onlarca siyasi tutuklu koloni arazisine getirildi. DINA ajanları muhalifleri burada sorguladı ve sistematik işkenceye tabi tuttu. Bir kısmının burada öldürüldüğü, kalıntılarının araziye gömüldüğü ya da yakılarak yok edildiği saptandı. İnsan hakları örgütleri bugüne kadar en az yirmi altı kişinin Colonia Dignidad içinde yaşamını yitirdiğini belgelemiştir. Soğuk Savaş ikliminde Pinochet Batı’nın komünizme karşı stratejik müttefikiydi; bu siyasi denge Schäfer’e yıllarca uluslararası bir koruma kalkanı sağladı ve hiç kimse ses çıkaramadı.
Kaçış, Yargı ve Gecikmiş Adalet
1997’de birden fazla Şilili çocuğun Schäfer tarafından istismar edildiğine dair suçlamalar kamuoyuna yansıdı. Schäfer tutuklanmadan önce Arjantin’e geçerek yıllarca takma kimlikle saklandı. Şili mahkemeleri onu gıyabında mahkûm etse de uluslararası iade süreci yavaş ilerledi. Nihayet Mart 2005’te Buenos Aires yakınlarındaki küçük bir çiftlikte yakalandı. Şili’ye iade edilen Schäfer; cinsel istismar, işkence ve adam öldürmeden toplamda yirmi dört yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. 24 Nisan 2010’da cezaevinde kalp yetmezliğinden öldü; yaşı seksen sekizdi ve kurbanlarının büyük bölümünden daha uzun yaşamıştı.

Paul Schäfer — Arjantin’de yakalandıktan kısa süre sonra Şili’ye iade edildi, 2005
Villa Baviera: Acının Üstündeki Turistik Maske
Colonia Dignidad 1991’de Villa Baviera adını alarak turistik bir konaklama tesisine dönüştürüldü. Bugün Alman mutfağı, halk dansları ve doğa yürüyüşleriyle ziyaretçi çekiyor. Bu dönüşüm insan hakları örgütleri tarafından kabul edilemez bulunuyor; onlarca kurbanın kalıntıları toprak altında aranmaya devam ediyor. Her yıl yürütülen arkeolojik kazılar bazen yeni bulgular ortaya çıkarıyor. Almanya ve Şili’nin sorumluluğu onlarca yıl boyunca ötelemesi, hayatta kalan kurbanlar için derin bir adaletsizlik olmayı sürdürüyor. Faillerin büyük çoğunluğu yargı önüne hiçbir zaman çıkmadı; Alman hukuku onlarca yıl hareketsiz kaldı ve hesaplaşma hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmedi.
Hayatta kalan bazı kurbanlar, Villa Baviera’nın turistik tesise dönüştürülmesini protesto etmek için Şili mahkemelerine başvurdu. Birçok eski koloni sakini tanıklık verdi; ancak yıllar geçtikçe bellekler soluklaştı, deliller yok oldu. Schäfer’in ölümü ise pek çok soruyu yanıtsız bıraktı: Kimlerin cesedi nereye gömüldü? Şili ve Alman yetkilileri içinden kaç kişi gerçeği bilerek görmezden geldi? Bu sorular bugün hâlâ cevap bekliyor.
1966’da büyükelçilik kapısını yumruklayan Wolfgang Müller bu karanlığa ilk ışığı tutan kişi oldu. Onu izleyen kurban ifadeleri, araştırmacı gazeteciler ve insan hakları savunucularının çabası sayesinde dünyanın bu gerçeği öğrenmesi kırk yılı buldu. Colonia Dignidad salt bir tarikat trajedisi değil; devlet suç ortaklığının, uluslararası suskunluğun ve kurumsal korumacılığın nasıl on yıllarca süren bir dehşeti mümkün kılabileceğini gösteren kalıcı bir belgedir.
Bu yazı, aşağıdaki YouTube videomuza dayanmaktadır:
▶ Dünyanın En Karanlık Tarikatı: Colonia Dignidad — YouTube’da İzle
Bir yanıt yazın