

İçindekiler
ToggleSoğuk bir Kasım sabahında İsveç’in sakin ormanlarında tuhaf bir sessizlik hakimdi. Henüz birkaç saat önce 31 yaşındaki elit komando subayı Deniz Arda, rutin bir koşuya çıkmıştı. Ne var ki o sabah evinden ayrıldıktan sonra ne onu bir daha gören oldu, ne de ondan bir daha haber alan. Hem İsveç’te hem Türkiye’de herkes bu genç askerin başına ne geldiğini merak eder oldu. Aylarca süren yoğun arama operasyonları, binlerce gönüllü, deneyimli polis ekipleri ve ileri teknoloji kullanıldı; ama Deniz Arda bir türlü bulunamadı. Ta ki beklenmedik bir anda, beklenmedik biri tarafından keşfedilene kadar. Peki bu kadar güçlü, bu kadar eğitimli birine ne olmuştu? Sorunun yanıtı bugün hâlâ tam olarak bilinmiyor ve dava resmi olarak “suç unsuru yok” denilerek kapanmış olsa da gerçek hâlâ muğlak kalmaya devam ediyor.

Deniz Arda, Türk kökenli ve çift vatandaşlığa sahip bir İsveç subayıydı. Ailesi, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinden yıllar önce İsveç’e göç etmişti. Annesi bir dönem Türkçe öğretmenliği yapmış, babası Yüksel Arda ise Malmö’de yaşamıştı. İsveç’te büyüyen Deniz, çevresi tarafından sakin, disiplinli ve uzlaşmacı kişiliğiyle tanınıyordu. İçki ve sigara gibi alışkanlıklardan uzak durur, düzenli ve sağlıklı bir yaşam sürerdi. Aile içindeki küçük gerginliklerde bile arabulucu olmaya çalışırdı; hem duygusal hem de fiziksel olarak son derece güçlü bir insandı.
Askeri kariyeri de parlak bir tabloydu. İsveç Silahlı Kuvvetleri’nde deniz komando subayı olarak görev yapan Deniz, Stockholm’deki bir askeri okulda hem eğitmenlik hem yöneticilik üstlenmişti. Dört farklı komando eğitimini üstün başarıyla tamamlamış, genç yaşına rağmen pek çok nişan ve madalya kazanmıştı. Tekvandoda siyah kuşak sahibiydi; üstün fiziksel kabiliyetleriyle tanınan Deniz’in tek başına 3-4 kişinin saldırısını etkisiz hale getirebileceği de aktarılıyordu. Üstelik bazı bilgilere göre İsveç’in bir saldırı halinde savunma silahlarını devreye alacak kritik üç subaydan biriydi. İşinin gizliliği nedeniyle ailesine bile detay paylaşmazdı; ama onların, oğlunun çok önemli bir konumda olduğundan haberi vardı. Böylesine seçkin bir askerin ansızın kaybolması hem kurumu hem de tüm kamuoyunu derinden sarstı.
12 Kasım 2020 Perşembe günü öğleden sonra Deniz Arda, Stockholm şehir merkezindeki spor salonunda antrenman yaparken güvenlik kameralarına yakalandı. Aynı akşam şehrin güneyindeki bir süpermarkette alışveriş yaparken de CCTV görüntülerine yansıdı. Kasada alışveriş sepetini boşaltırken çekilen bu kareler onun bilinen son kamera görüntüleriydi. Ertesi gün, 13 Kasım Cuma sabahı mesai arkadaşlarıyla paylaştığı ortak internet sohbet grubuna önemli bir mesaj bıraktı: Cumartesi günü, yani 14 Kasım’da Smland parkurunda 50 kilometrelik bir koşuya çıkacağını yazdı. Bu mesaj, arkadaşlarına yaptığı son yazılı bildirim oldu. Aynı günün saatlerinde bilgisayarından kısa bir YouTube videosu izledi; bu da onun dijital ortamdaki bilinen son aktivitesiydi.

Babası Yüksel Arda da oğlunun kendisini arayarak 14 Kasım Cumartesi uzun bir koşuya çıkacağından söz ettiğini aktardı. Cumartesi sabahı Deniz koşu için evinden ayrıldı ve bir daha haber alınamadı. O sabahtan itibaren kimse onu hiçbir yerde görmedi. Smland parkuru, Stockholm çevresindeki en uzun doğa koşu rotalarından biriydi; Tyresta Ulusal Parkı ile çevre ormanlık bölgeleri kapsayan, toplamda yaklaşık 80 kilometreye varan patikalarıyla bilinen geniş bir alandı. Deniz, deneyimli bir koşucu sıfatıyla bu mesafeyi tek başına koşmaktan çekinmiyordu. Ama o ormandan bir daha çıkamadı.
15 Kasım Pazar günü Deniz’in katılması gereken askeri tatbikata gelmeyince komutanları hemen harekete geçti. 18 Kasım 2020’de İsveç Silahlı Kuvvetleri resmi internet sitesinden Deniz Arda’nın esrarengiz biçimde kaybolduğunu kamuoyuyla paylaştı. Stockholm emniyeti de geniş çaplı bir arama operasyonu başlattı. Polis Deniz’in evine girdiğinde dikkat çekici bulgularla karşılaştı: Cep telefonu masanın üzerinde duruyordu. İçinde koşu malzemeleri olan sırt çantası, bisikleti, cüzdanı, otobüs kartı ve pasaportu da evdeydi. Deniz, yalnızca üzerindeki koşu kıyafetiyle çıkmıştı. Tecrübeli bir komandunun saatlerce sürecek bir orman koşusuna telefonsuz çıkması polis için de şaşırtıcı ve endişe verici bir ayrıntıydı.
Arama operasyonu İsveç tarihinin en büyük gönüllü seferberliklerinden birine dönüştü. Yüzlerce, hatta binlerce gönüllü, ellerinde fener, harita ve köpeklerle ormanlık alanları taradı. Missing People adlı gönüllü kuruluş sürece dahil oldu, İsveç ordusu ve siviller omuz omuza çalıştı. 2020 yılı sonuna gelindiğinde aramalara harcanan toplam süre on binlerce saati bulmuştu; ama Deniz Arda’ya dair en küçük bir iz dahi bulunamadı. Gazeteler her gün farklı bir senaryo tartıştı: Kaçırılma mı? Yabancı istihbarat operasyonu mu? Bir kaza mı? İntihar mı? Kimse somut bir cevap veremiyordu.

Olaydan yaklaşık dört ay sonra, 27 Şubat 2021’de beklenmedik bir gelişme yaşandı. Stockholm’ün güneyindeki Tyresta Ulusal Parkı’nda doğa yürüyüşü yapan Polonya kökenli Ori Lozowski, patika dışında tenha bir bölgede yerde duran tek başına bir spor ayakkabısı ve pantolon fark etti. Etrafına dikkatlice baktığında ise kayalık bir kovuğun içinde hareketsiz bir beden gördü. Polis hemen çağrıldı; beden o kadar kötü durumdaydı ki kimlik tespiti için DNA analizine ihtiyaç duyuldu. 8 Mart 2021’de resmi açıklama yapıldı: Bulunan ceset Deniz Arda’ya aitti. Stockholm Emniyet Müdürlüğü sözcüsü, ilk incelemelerde suç unsuru tespit edilmediğini ve olayın kriminal bir vaka olmadığını değerlendirdiklerini açıkladı. Görünürde deneyimli bir komando, trajik bir kaza ya da doğal nedeniyle hayatını kaybetmişti.

Resmi açıklamayla örtüşmeyen pek çok soru işareti vardı. Beden, aylarca yoğun biçimde taranan parkurun dışında, ücra bir noktada bulunmuştu. Üstelik kadavra köpeklerinin defalarca taradığı bölgeye yakındı; arama ekiplerinin gözünden bu kadar uzun süre nasıl kaçmıştı? Bazılarına göre beden sonradan oraya bırakılmış gibiydi. Polis kaynaklarından basına sızan bilgilere göre Deniz’in bilgisayarında cesedin bulunduğu kayalık bölgenin fotoğrafları ve internet aramaları da tespit edildi. Neden özellikle o ıssız noktayla ilgilenmişti? Bu soru da yanıtsız kaldı. Üstelik kesin ölüm nedeni hiçbir zaman kamuoyuyla açıkça paylaşılmadı; üzerinden yıllar geçmesine rağmen süregelen belirsizlik, anne ve babanın acısını katmerlemeye devam etti.
Baba Yüksel Arda, verdiği röportajlarda oğlunun görevinin stratejik önemini vurgulayarak kayboluşunun işiyle bağlantılı olabileceğinden endişe ettiğini dile getirdi. Deniz’in yakın arkadaşları da bu düşünceyi paylaşarak onun düşman bir istihbarat servisi tarafından hedef alınmış olabileceğini dile getirdi. Ancak bunu destekleyecek somut bir kanıt hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Deniz Arda’nın hikayesi hem bir trajedi hem de henüz kapanmamış bir bilmecedir. Disiplinli, başarılı ve sevilen bir subay; bir sabah koşuya çıktı ve bir daha geri dönmedi. Ardında onca soru, onca gözyaşı ve hâlâ tamamlanamayan bir gerçek bıraktı. Güçlü olanlar da bazen bu dünyanın karanlığında kaybolup gidebiliyor.
Bu yazı, aşağıdaki YouTube videomuza dayanmaktadır:
▶ İsveç’te Kaybolan Türk Subay: Deniz Arda’nın Gizemli Ölümü — YouTube’da İzle