

İçindekiler
Toggle1975 yılının sonbaharında Seul sokaklarında ürpertici bir sahne yaşanıyordu. Genç bir adam polislerin arasında soğukkanlı bir tavırla cinayet mahallerini adım adım yeniden canlandırıyordu. Yüzünde en ufak bir pişmanlık yoktu; iddiaya göre zaman zaman sakız çiğneyip gülümseyerek kurbanlarını nasıl öldürdüğünü gösteriyordu. Ertesi gün gazeteler bu görüntüleri “seri katil suçunu soğukkanlılıkla yeniden canlandırdı” manşetiyle yayınladığında ülke çapında derin bir şok dalgası yayıldı. Güney Kore, tarihinde ilk kez böylesine acımasız bir seri katille karşılaşıyordu. Ve bu katilin sıradan görünen hayat hikayesi, belki de en az işlediği suçlar kadar rahatsız ediciydi.

Bu katilin adı Kim Dae-doo‘ydu. 1949 yılının Kasım ayında Güney Kore’nin kırsal bir ilçesinde fakir bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Kim, yedi kardeşin büyüğüydü. Ailesi ondan büyük başarılar bekliyordu; onu iyi okullarda okutup ileride yurt dışına göndermeyi hayal ediyorlardı. Ne var ki Kim’in eğitimle hiç alakası yoktu. Ortaokul sınavlarında başarısız oldu. Hiçbir alanda özel bir yetenek sergileyemedi. Bu durum ailesinin umutlarını boşa çıkarırken Kim’in içinde derin bir hayal kırıklığı ve aşağılık duygusu yarattı.
Genç yaşta okulu bırakan Kim, büyük şehre gidip kendi ayakları üzerinde durma hevesiyle yola çıktı. Ancak ne diploması ne de meslek becerisi olan bu genç adamı kimse işe almak istemiyordu. Üstelik fiziksel olarak da oldukça ufak tefekti; boyu yalnızca 1.60 metre civarındaydı ve bu durum öz güvenini iyice sarsıyordu. Bir kavgaya karışıp delil karartma suçundan hapse giren Kim, cezaevinden çıktıktan sonra da dürüst bir yaşam kuramadı. “Eski hükümlü” damgası gittiği her yerde kapıları yüzüne kapattı.
Fabrikadan fabrikaya gezerek temiz bir hayat kurmaya çalışan Kim, her seferinde reddedildi. Kendi ifadesine göre “yükseklerde parlayan onca ışığın arasında bana ait tek bir ışık bile yoktu.” Bu söz, onun içindeki öfkenin ve toplumdan kopukluğunun ne denli derin olduğunu gözler önüne seriyordu. Toplum tarafından ötelendikçe kinin büyüdüğünü, öfkenin içinden beslendiğini sonradan kendi ifadelerinden öğrendik. 1975 yılına gelindiğinde 26 yaşındaki Kim, içten içe kaynayan bir öfke bombası haline gelmişti.
13 Ağustos 1975’in ilk saatlerinde Gwangju kenti yakınlarındaki ıssız bir köy evinde yaşayan yaşlı bir çifti bastıran Kim, eline geçirdiği eski bir orakla ev sahibini oracıkta öldürdü. Gürültüyle uyanan karısını ağır yaralayıp evin tek ganimetini —duvardaki bir el feneri— alarak kaçtı. Bu saldırı, tarihe geçecek bir cinayet serisinin ilk perdesiydi; Kim o gece fark etmeden Güney Kore tarihinin en kara sayfalarından birini açıyordu.

İlk cinayetini işledikten sadece 6 gün sonra Kim, trenle kaçarken eski bir hapis arkadaşıyla karşılaştı: 27 yaşındaki Kim Ho-un. İkisi anlaşarak Muan ilçesindeki küçük bir bakkal dükkanına girdiler ve içeride bulunan yaşlı bir çifti ve 7 yaşındaki torunlarını hunharca öldürdüler. Üç cana mal olan bu vahşetten elde ettikleri ise yalnızca 250 von nakit, birkaç ekmek ve meşrubattan ibaretti. Suç ortağı bu noktada kanlı maceradan çekildi; Kim Dae-doo ise tek başına devam etti.
Eylül 1975’te ardı ardına gerçekleştirdiği saldırılarda beş kişilik bir aileyi, genç bir çifti ve üç aylık bir bebeği öldürdü. Bıçak, satır, çekiç —ne bulursa silah olarak kullanan Kim; yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk, bebek ayrımı yapmıyordu. Kurbanlarını çoğunlukla tenha yerlerde yaşayan yoksul aileler arasından seçmesi de bilinçliydi: Polis o dönemde fakir mahallelerdeki kayıplara aynı önemi vermiyordu. Kim bu boşluktan ustaca yararlandı. Park Chung-hee döneminin otoriter yönetimi altında tüm kırsal Güney Kore’ye yayılan korku, aylarca halkın geceleyin sokağa çıkmamasına neden oldu.
55 günde toplam 17 kişiyi öldüren Kim Dae-doo’nun sonu, en beklenmedik biçimde geldi. 5 Ekim 1975 günü Seul’de, son kurbanının kanıyla sırsıklam olmuş kot pantolonunu yıkatmaya götürdüğü küçük bir çamaşırhanede, 26 yaşındaki işletmeci bu alışılmadık kan miktarını fark etti. “Bu lekeler ne?” sorusuna Kim soğukkanlılıkla “Bir arkadaşla kavga ettim” yalanını söyledi. Ancak işletmeci gizlice polisi aradı. Ekipler gelmeden önce hiçbir direniş göstermeyen Kim gözaltına alındı.

Sorguda başta her şeyi inkâr eden Kim, yoğun baskı altında boyun eğerek 55 günlük tüm cinayetlerini itiraf etti. Soruşturma sırasında cinayet mahallerini yeniden canlandırırken gösterdiği soğukkanlılık ve zaman zaman sırıtıp sakız çiğnemesi, kamuoyunu büyük bir öfkeyle karşı karşıya bıraktı. 55 günlük vahşetinin toplam getirisi hesaplandığında ortaya çarpıcı bir rakam çıktı: Yalnızca 26.800 won. Bu miktar, o dönemde bir çuval pirinç bile etmiyordu. Gazeteler “17 can = 26.000 won” manşetleriyle bu insanlık dışı aritmetiği okuyucularına aktardı.
1975 yılının Kasım ayında başlayan davada Kim Dae-doo; 17 cinayet, birden fazla cinsel saldırı, soygun ve gasp girişiminden suçlu bulunarak idam cezasına çarptırıldı. Suç ortağı Kim Ho-un ise yalnızca tek olaya karışmış olması ve baskı altında tutulduğunun anlaşılması nedeniyle müebbet hapis cezası aldı. Duruşmalar boyunca Kim’in sergilediği soğukkanlı tavır ve kendinden emin görünümü kurban yakınlarını çileden çıkardı.

Cezaevinde kaldığı yaklaşık bir yıl boyunca Kim başlangıçta pişmanlık belirtisi göstermedi; bir gardiyana saldırdığı ve intihar girişiminde bulunduğu da aktarıldı. İdam tarihi yaklaştıkça tutumunda değişiklikler yaşandı; bir papazın rehberliğiyle Hristiyanlığa yöneldi ve tövbe ettiğini dile getirdi. 28 Aralık 1976 sabahı, henüz 27 yaşında olan Kim Dae-doo Seodaemun Cezaevi‘nde asılarak idam edildi. Son sözlerinde işlediği suçlar için derin pişmanlık duyduğunu belirterek yargı sistemine önemli bir çağrıda bulundu: Küçük çaplı suçlularla tehlikeli sabıkalıların aynı koğuşta tutulmaması gerektiğini, aksi takdirde hapishane deneyiminin kişiyi daha büyük suçlara yöneltebileceğini vurguladı.
Kim Dae-doo olayı, Güney Kore toplumunda silinmez izler bıraktı. 1970’lerin ortasında suç oranı görece düşük olan bu ülkede “seri katil” kavramı ilk kez bu davayla toplumun gündemine girdi. Halk aylarca tedirgin bir şekilde kapılarını kilitleyerek hava karardığında sokağa çıkmaz hale geldi; köy ve kasabalarda gece nöbetleri tutuldu. 2017 yılında vizyona giren Ordinary Person adlı film bu davayı yeniden gündeme taşıdı. Yönetmen, dava dosyasındaki bazı tutarsızlıklara dikkat çekerek Kim’in masum olabileceğini ileri sürdü —bu iddia tartışmalı kaldı, ancak yıllar sonra bile vakaya duyulan ilginin canlılığını koruduğunu gösterdi.
Kim Dae-doo’nun hikayesi, yoksulluk, toplumsal dışlanma ve bastırılmış öfkenin nasıl ölümcül bir karışıma dönüşebileceğini gösteren ibretlik bir örnek olarak tarihe geçti. Yakışıklı, zeki ya da dikkat çekici bir figür değildi. Tam tersine toplumun görmezden geldiği, aramızdan biriydi. Belki de bu yüzden onun yarattığı dehşet daha da sarsıcı oldu. Canavarlar bazen en sıradan yüzlerin ardında gizlenebilir; ve bir katilin arkasındaki karanlığı anlamak, yeni trajedilerin önüne geçmenin ilk adımı olabilir.
Bu konuyu video olarak izlemek için: Güney Kore’nin İlk Seri Katili — Kim Dae-du